Galatasaray Medical Park

Yenilmez Armada Tarihi

Yenilmez Armada 1 Yenilmez Armada Tarihi1940′lı ve 1950′li yıllarda şampiyonluklar yaşayan Galatasaray Basketbol Takımı, okyanuslarda kazandığı sayısız savaşla adı yenilmeze çıkmış Armada lakaplı İspanyol donanması ile eşdeğer tutuluyordu. Unutulmayacak yıllardı. Galatasaray, bu sporun Türkiye’deki öncüsüydü. Ve başarılar kazanmayı karakter edinmişti.

Basketbol,birtakım özelliklerinden dolayı diğer spor dallarına göre farklı bir yerde duruyor. Dünya üzerindeki en popüler spor,futbol.Kabul edilen rivayete göre;İngiltere’de bulunduktan sonra,tüm gezegene yayılıyor. Ama bu durum, Çinlilerin futbolu bulduklarını iddia etmelerine engel olamıyor.Diğer yandan;aslında İngilizler dahi,bilmiyorlar futbol topunun ilk olarak ne zaman sahneye çıktığını.Basketbol,yalnızca bu anlamda bile farklı.

Kanadalı bir öğretmen olan James Naismith tarafından icat edilmişti,basketbol.Aralık 1891′de,bugün Springfield College ismi ile var olan Young Men’s Christian Association Training School’da ortaya çıkan bu spor,Naismith ve Okul Müdürü Dr. Luther Halsey Gulick’in bir nevî sosyal sorumluluk projesi olarak doğuyordu.Massachusetts’taki YMCA üyeleri, kapalı bir alanda yeni bir kış sporunun parçası olacaklardı.Naismith’in ilk hedefi,sporun birleştirici gücü sayesinde, yoldan çıkmak üzere olan öğrencilerini bir araya getirmekti.

Yeni oyunun kurallarını yazmaya başladı,Naismith.Yerden oynanmayacaktı,bu oyun.Topa vurmak veya topla beraber koşmak da yoktu kurallar içerisinde.Bu yüzden,yakınlardaki bir meyve bahçesinden şeftali sepetleri alınarak pota yapıldı ve üç metre yüksekliğe yerleştirildi.Öğrencilerden biri,oynadıkları oyunu ”Basket Ball”, yani ”Sepet Topu” olarak adlandırınca,resim de netleşmiş oldu. Zaman içerisinde bazı değişiklikler yapıldı.Çeşitli kurallar getirildi basketbola. 1946’da profesyonel basketbol çıktı ortaya.1949 yılında Ulusal Basketbol Ligi (NBL) ve Amerikan Basketbol Birliği (BAA) birleşince,bugünün en büyük basketbol organizasyonu olan Ulusal Basketbol Birliği (NBA) kuruldu.

1952 yılında ise,ilk kez bir basketbol maçı Dumont Television Network tarafından yayımlanmış oldu.Devam eden süreci, biz de az çok biliyoruz.Zira bunun temelleri 1952 senesindeki DTN anlaşmasıyla atılmıştı.Dünyanın her noktasındaki spor olayından haberdar olabiliyoruz artık.Basketbol,gelişmeye ve güzelleşmeye devam ediyor.

Türkiye’de Basketbolun Doğuşu
Peki,ya Türkiye’deki basketbol? Ne zaman ortaya çıkmıştı? Ne gibi evrimler yaşayarak gelmişti bugünlere? Aslında burada da bilinen iki ayrı öykü var.

Birçok farklı kaynak,Türkiye’de basketbolun ilk olarak İstanbul Robert Koleji’nde 1904 senesinde oynadığını iddia etmektedir.İkinci minik hikâye,yine İstanbul Robert Koleji’nde yapılan bir araştırmaya dayanıyor.Basketbolun yer yüzündeki 17.yılının yaşandığı kış mevsimi.1906 yılının sonu,1907 yılının başı.Dodge Gynasium’da Amerikalı öğretmenler,‘’yöresel’’ oyunlarını sergilerken görülüyorlardı. Dönemin Okul Müdürü Caleb Frank Gate ise,30 yıl sürecek görev süresi içerisindeki en önemli icraatlerinden birini yaparak bu sporu,Dodge Gynasium’dan daha büyük bir alana taşıyordu.1914 yılındaki Mashburn Hall Spor Salonu’nun açılması,Türkiye’de basketbolun gelişimi için önemli bir kilometre taşı. Ancak 1914’e gelmeden evvel yaşananlar da dikkat çekici.

Galatasaray’ın en büyük özelliği, ‘’Spor Kulübü’’ olması hiç kuşkusuz.Türkiye’nin hâlâ aktif en eski futbol takımına sahip olan Galatasaray,sporun yalnızca bu dalında değil;basketbol,voleybol ve atletizm gibi branşlarda da rakiplerine öncülük etmiştir.Galatasaray futbol takımının kalecisi ve Galatasaray Lisesi öğretmeni olan Ahmet Robenson,1911 senesinde –kendi okuduğu ve öğrendiği kadarıyla- Galatasaray Lisesi’nin bahçesindeki iki duvara sepetler takarak basketbol oynamaya,öğretmeye çalışsa da kurallara hâkim olamadığından çalışmalarını ilerletememişti.Ama bu durum, Ahmet Robenson’un içindeki basketbol ateşinin sönmesini engelleyemeyecekti.Türkiye’deki basketbola en büyük katkı,yine basketbolun ana vatanından geliyordu.Young Men’s Christian Association,İstanbul’da yeni bir şube açtı 1920 yılında.ABD’li yönetici Helmut Braun,şubenin spor branşlarındaki organizasyonunu yapmakla görevlendirildi.Voleybol, jimnastik,atletizm ve su sporlarının yanı sıra basketbol dalındaki çalışmalarını tamamlayan Braun daha sonra görevini İstanbul Robert Kolej öğretmenlerinden Dr.Diver’a devretti.YMCA mezunlarından olan Dr.Diver döneminde Türkiye’deki basketbol,birkaç adım birden ileri gidiyordu.O yıllardaki bir diğer önemli katkının sahibi ise,Selim Sırrı Tarcan oldu.

Selim Sırrı Tarcan, Ahmet Robenson ve Mekteb-i Sultani
1874 senesinde Mora Yarımadası’nın Yenişehir Feneri’nde dünyaya gelen Selim Sırrı Tarcan,asker bir babanın oğluydu. Ama iki yaşından itibaren babasız büyümek zorunda kalacaktı.

Karadağ’daki çatışmalarda şehit düşen babası,Selim Sırrı Tarcan’ı çok küçük bir yaşta yalnız bırakmıştı.Annesi Zeynep Hanım, oğlu okul çağına geldiğinde Mekteb-i Sultani’nin (Galatasaray Lisesi) kapısına dayanıyordu.Henüz yedi yaşında Mekteb-i Sultani’den içeri adımını atıyordu,Selim Sırrı Tarcan.Sekiz yıl sonra Mühendishane-i Berrî-i Hümâyûn’a gidip askeri mühendis olmadan evvel,Mekteb-i Sultani’de jimnastik sporuna âşık oluyordu.

İçindeki sevgiyi oldukça yoğun yaşayan Selim Sırrı Tarcan,1908 yılında ilk Olimpiyat Komitesi’ni kurduktan sonra; 28 Mayıs 1909 günü Berlin’de gerçekleştirilen Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) Kongresi’ne katılım gösterdi. Aynı yıl İsveç Kraliyet Askeri Beden Eğitimi ve Jimnastik Akademisi’ne başlayıp 1911′de akademiyi bitirdikten sonra yurda döndü. Ve beden eğitimi öğretmeni görevlerini aldı.

I. Dünya Savaşı,sporun her alanına büyük bir darbe vurmuştu.Türkiye’nin IOC üyeliğinden çıkarılması da 1918 yılına denk geliyordu.Ülkede spor kültürünü sağlamlaştırmak adına çok çalışmıştı,Selim Sırrı Tarcan.18 Kasım 1920 günü Cağaloğlu Yüksek Öğretmen Okulu’nun (Dârülmuallimîn-i Âliye) beden öğretmeni iken okul bahçesinde bir spor bayramı düzenledi.Bu organizasyona YMCA İstanbul müdürü Dr.River ile yardımcısı Repp de davetliydi.İsveç’teki deneyimlerinin ardından ülkeye jimnastik sporunu getiren insan olan Selim Sırrı Tarcan ve YMCA İstanbul şubesinin yöneticileri arasındaki ortaklık sonrasında basketbol,daha hızlı yayılmaya başladı.

1911 senesinde Galatasaray Lisesi’nde başladığı basketbol çalışmalarına daha sonra ara veren Ahmet Robenson, yaşanılan gelişmelerle birlikte bu sporun yeniden popüler olması için katkı sağladı.İlk Türk takımının kaptanı oldu,26 Mart 1921 günü Cağaloğlu Yüksek Öğretmen Okulu’nun bahçesinde spor kıyafetlerini kuşanmış isimler vardı.Dr.Diver ile Repp,bu isimlerden yalnızca ikisiydi.Ve Amerikan takımının beşte ikisi.Türk karmasına karşı oynayacaklardı.Kaptanı Ahmet Robenson olan Türk karmasına karşı. Yüzlerce seyirci,birçok okulun yönetici kadrosu ve Selim Sırrı Tarcan’ın tanıklık ettiği gösteri,Amerikan takımının 18-14’lük üstünlüğü ile neticelense de skordan önemli olan bu tarihi maçın gerçekleşmesiydi.

1920 – 1949: Galatasaray’da Basketbol
1920’li yıllarda basketbol şubesini açan Galatasaray,kısa süre içerisinde lig mücadelesine dahil olacaktı.Ekol hâline gelmesi daha da çabuk gerçekleşiyordu.1930’lar altın yıllardı.Basketbolun yanı sıra boks,yüzme ve atletizmde de milli olan Naili Moran,Menem lakaplı Feridun Şerifzâde ve Gazi Ocak’ın çabaları ile oluşturulan ilk basketbol takımı, İstanbul Ligi’nde somut başarılar almaya başlamıştı.

İstanbullu Musevilerin takımı Maccabi,mavi-beyaz formasıyla şampiyonlukları ilk yıllarda kimselere kaptırmasa da Galatasaray’ın 1933 yılındaki kadrosu,İstanbul Ligi’nde mutlu sona ulaşarak Türkiye’deki ilk basketbol devrimini gerçekleştiriyordu.Naili Moran,Feridun Şerifzâde,Rodrig,Feridun Koray,Hayri Arsebük,İlhan Ulagay ve Celal Yekta,Galatasaray’ın ilk şampiyon kadrosunda yer alan basketbolculardı.

1940’lı yıllarda da Galatasaray’ın üstünlüğü vardı Türk Basketbolu’nda.İstanbul Ligi’nde 10 yıllık şampiyonluk serisi, 1949 yılına dek taşınmıştı.Aynı sene Türkiye Şampiyonluğu’ndaki üçüncü kupa geliyordu arka arkaya.1947 Türkiye Şampiyonası,14-16 Şubat’ta İTÜ’nün Gümüşsuyu’ndaki yeni açılan 800 kişilik spor salonında yapılmıştı.Ankara’dan Stadyum ve Mülkiye,İzmir’den Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okulu,Eskişehir’den de Hava Okulu Gücü’nün katıldığı altı takımlı turnuvada Kurtuluş’la birlikte İstanbul’u temsil eden Galatasaray,B Grubu’nda Mülkiye (29-18) ve Hava Okulu Gücü’nü (49-29) mağlup ettikten sonra Final’de Kurtuluş’u 29-27 yenerek seriyi başlatmıştı.Bir sene sonraki Final’de ise Mülkiye karşısında uzatmalar sonunda 35-30 kazanmıştı,Galatasaray.

1949 senesindeki şampiyon kadronun en önemli isimlerinden biri,Hüseyin Öztürk’tü.Nam-ı diğer Amerikalı Hüseyin.Uzun yıllar önce ABD’ye yerleşen bir Türk ailenin çocuğu olan Hüseyin,babası tarafından üniversite öğrenimi sonrasında hem Türk örf ve âdetlerini öğrenmesi,hem de Türkçesini geliştirmesi için Türkiye’ye gönderilmişti.1.96 metre boyundaki sporcu,ABD’deki öğrencilik yıllarında da basketbol oynadığı için daha sonra Galatasaray’a önerilecekti. Türk olmasına rağmen arkadaşları tarafından ‘’Amerikalı Hüseyin’’ olarak adlandırılıyordu.Ve O’nunla şampiyonluklar daha kolaydı.1940’lı yıllardan 1950’li yıllara geçişte de etkisini sürdürecekti,‘’Yenilmez Armada’’. Yeni dönem,oldukça etkileyici bir basketbol öyküsü ile açılıyordu üstelik.

1950′li ve 1960′lı Yıllar: Profesyonel Lige Geçiş
Basketbol şubesini ancak 1945 yılında hayata geçirebilen Fenerbahçe,15 Ocak 1950 günü Galatasaray karşısına çıktığında sonuç belliydi.Ancak maç sonundaki netice,beklentilerin bile ötesindeydi.Ali Uras,Hüseyin Öztürk,Yalçın Granit,Erdoğan Partener,Ertem Göreç,Ayhan Öz ve Yılmaz Gündüz’lü kadro,Fenerbahçe’yi 105-39 mağlup ediyordu. Yenilmez Armada’nın doruğa çıktığı günlerden biriydi adeta.

Fenerbahçe, bu mağlubiyetin ardından gelen senelerde basketboldaki mücadelesini daha güçlü yapar olmuştu.Sayısız şampiyonluklar kazanan kadronun 1954 yılında sahneden çekilmeye başlaması ve Fenerbahçe başta olmak üzere diğer rakiplerin iddialı kadrolar kurmaları yeni bir dönemin açılmasını sağladı.28 Mart 1954 günü karşılaşan iki takımdan Fenerbahçe,Galatasaray’ı 71-61 mağlup ederek yalnızca tarihindeki ilk Galatasaray galibiyetini almakla kalmamış; lig kupasını da müzesine götürmüştü.Bir dönüm noktasıydı.

19-25 Nisan 1955 tarihleri arasında yapılan Türkiye Basketbol Şampiyonası,iki takımın futboldaki rekabetinin basketbola da taşındığını gösteriyordu.İstanbul Ligi’ni şampiyonlukla tamamlayan Fenerbahçe ve Federasyon Kupası birincisi Galatasaray,Türkiye Şampiyonası’na katılan takımlar arasındalardı.Turnuvanın son maçında yine iki ekip birbirlerini bulmuşlardı.Galatasaray’ın şampiyon olabilmesi için Fenerbahçe’yi en az yedi sayı farkla mağlup etmesi gerekiyordu.Ama bitime 44 saniye kala 40-27 geride olan Fenerbahçe,Modaspor’u şampiyon yapmak için sahadan çekilecekti.Modaspor ve Galatasaray gibi 9 puanda olacak Fenerbahçe hükmen mağlubiyetten dolayı 8 puanla kalacaktı böylece.Plana göre de;daha önce Galatasaray’ı mağlup eden Modaspor,bu vesile ile şampiyon olacaktı.

Aynı gece toplanan TBF, Türkiye şampiyonluğunu kupayı ortadan ikiye bölerek Galatasaray ve Modaspor arasında paylaştırmaya karar verdi.Fenerbahçe, sekiz puanla üçüncü sırayı aldı.

Şampiyonluk serisine 1956, 1960, 1963 ve 1964 senesinde devam eden Galatasaray,Türkiye Şampiyonası’nın son sezonu olan 1965-66’da da mutlu sona ulaşarak yeni statüsü ile 1966-67 Sezonu’nda açılan Türkiye Deplasmanlı Basketbol Ligi’ne ‘’şampiyon’’ unvanı ile başlamıştı.Son şampiyon kadroda;Özer Salnur,Şengün Kaplanoğlu,Nur Danişment,Muzaffer Demir,Fuat Tahir,Sedat Evirgen,Yavuz Demir,Ünal Büyükaycan,Ercan Devekuşuoğlu,Nedret Uyguç,Haşim Ülküyalın,Osman Kerimol ve antrenör Albert Cane yer alıyordu.

Yenilmez Armada 2 Yenilmez Armada TarihiÜlkemizde çok sayıda spor dalının öncülüğünü yapan Galatasaray SK, 1940’lı yıllara basketboldaki müthiş üstünlüğü ile damga vurmuştu. Devam eden on yıllık süreçte de değişmedi bu durum. Profesyonel lige geçiş döneminde, yine Galatasaray ismini görebilirdiniz her yerde. İşte, 1960’lı yıllar ve Galatasaray Basketbol Takımı’nın hikâyesi…

1950’li yıllar,Galatasaray ve Fenerbahçe arasındaki ezelî rekabetin basketbola taşındığı döneme denk geliyordu. Fenerbahçe,1945 yılında aktif hâle getirdiği basketbol şubesindeki ilk senelerini farklı mağlubiyetlerle geçiyordu. Galatasaray karşısındaki ilk galibiyet için,yaklaşık 10 yıl beklemek durumunda kalınmıştı.Ama 1954 yılı itibari ile Fenerbahçe de vardı yarışın içerisinde.En azından şampiyonluklara etki edebiliyordu.1954-55 sezonunda Türkiye Şampiyonası’nda Modaspor ve Galatasaray, Kupa’ya birlikte uzanırken;Fenerbahçe, İstanbul Ligi’ni yenilgisiz lider tamamlamıştı.

Yalnızca bir sezon geçecekti üzerinden.Dokuz takımın katılımıyla organize edilen İstanbul Ligi’nde zirvede yine Fenerbahçe vardı.Ezeli rakibinin bir puan gerisinde kalan Galatasaray için telafi yolu, hiç fena sayılmazdı. 10 Mayıs 1955 günü Spor Sergi Sarayı’nda Türkiye Şampiyonası başlayacaktı. 14 Mayıs’ta sona erecek turnuva,henüz 1955 yılında önemli kılacaktı belki de 14 Mayıs tarihini.

Ülkenin üç büyük şehri İstanbul (Fenerbahçe), Ankara (Ankaragücü) ve İzmir (Karşıyaka) kendi şampiyonlarını göndermişlerdi Türkiye Şampiyonası’na.Galatasaray ile Modaspor ise,Federasyon Kupası gruplarını lider kapattıklarından turnuvaya katılıyordu.Olaylı başlamıştı,Türkiye Şampiyonası.Ankaragücü maçında yaşananların ardından Modaspor,sahadan çekiliyordu. Bir sonraki gün Galatasaray karşısında alınan galibiyet,durumu dengelemişti.Galatasaray ise,aradığını Fenerbahçe’de bulacaktı.70-59 kazandı,Galatasaray.56-47’lik Ankaragücü galibiyeti sonrasında 1955-56 sezonu şampiyonu oldu.

Ezeli Rekabetin Basketbol Oyunu
Fenerbahçe,takip eden sezonda İstanbul Ligi ve Türkiye Şampiyonası’ndaki maçlarını hatasız tamamladı.1958-59’da da Türkiye Şampiyonu olmayı başardı.Rekabet iyiden iyiye kızışıyordu artık.Bir sonraki sezon ise Galatasaray yeniden oyuna dönecekti.23 Mart 1960 günü Spor Sergi Sarayı’nda başlayan Türkiye Şampiyonası’nda oynadığı ilk beş maçı kazanan (Darüşşafaka 49-45, Kolej 55-54, Fenerbahçe 49-46, Moda 50-48, Altınordu 64-53) sarı-kırmızılılar,ikinci devrenin ilk maçında Darüşşafaka’ya kaybettikten sonra galibiyetlerine devam ederek şampiyon olmayı başardı.

Türkiye’de basketbolun bir yerlere gelmesinin temelleri,aslında 1960’lı yıllarda net olarak atılmaya devam ediyordu. Amatör ruh,daha yaşanılır kılıyordu bu sporu.Galatasaray’ın söz konusu dönemdeki ikinci şampiyonluğu,1962-63 sezonunda.Türkiye Şampiyonası,altı takım arasında (Galatasaray,Fenerbahçe,İTÜ,Harp Okulu,Kolej, Altınordu) çift devreli lig usülü ile oynanmıştı.Turnuvanın ilk yarısındaki maçlara (1-5 Mayıs 1963) İzmir Fuar Salonu,ev sahipliği yaptı.Galatasaray,açılış karşılaşmasında Fenerbahçe’yi 62-50 mağlup etmeyi başardı.Bir gün sonra,Harp Okulu’na 56-53 kaybetti.Ama önce İzmir’de kalan maçlarını,ardından 8-12 Mayıs tarihleri arasında İstanbul’daki Spor Sergi Sarayı’nda gerçekleştirilen ikinci yarı müsabakalarının tamamını kazandı.

Şampiyona boyunca oynadığı 10 maçtan 9 galibiyet çıkaran Galatasaray’ın o dönemki kadrosunun en önemli isimlerinden biri,şimdilerde Prof. Dr. unvanına sahip olan Nur Danişment’ti.Bu şampiyonluk,11 Mayıs 1963 günü 84-80 kazanılan Kolej karşılaşmasında rakip potaya 23 sayı bırakan Nur Danişment için kariyerindeki en özel başarı. ‘’İstanbul Ligi’nde beşinci sırada kalmıştık.Türkiye Şampiyonası yapılıyordu.Yılın belli döneminde,arka arkaya oynanıyordu maçlar.Federasyon,Galatasaray’ı da Türkiye Şampiyonası takvimine almak istedi.Ve ülkenin çeşitli bölgelerindeki şampiyonları,Türkiye Şampiyonası’nda buluşturdu.İstanbul’dan dört takım vardı.Ankara’dan ve İzmir’den de önde gelen takımlar katılmıştı.O sezon şampiyon olduk.’’ diyor Ali Sami Yen Bey ile birlikte Galatasaray Spor Kulübü’nü kuran iki isimden biri olan Emin Bülend Serdaroğlu’nun torunu Prof. Dr. Nur Danişment. Ama hikâyenin yalnızca küçük bir kısmı…

1962-63, 1963-64 Sezonu ve Özel Hatıralar
Daha derine inmek mümkün tabii. ‘’O sezon antrenörümüz dahi yoktu. Üner (Erimer) Abimiz vardı, Almanya’da doktor. Eski basketbolcu. Almanya’dan geldiğinde Üner Abi’ye tutunmuştuk. O da hem oyuncu, hem antrenör olarak görev yapmıştı o sezon.’’ Üner Erimer, 1954-55 sezonunda Türkiye Şampiyonu unvanını kazanan Galatasaray Basketbol Takımı’nda yer almıştı.1963’ün Ocak ayında takımın başına geçti.Oyuncu olarak yaşadığı şampiyonlukta antrenörlüğünü yapan Ali Uras’ın yerine.Sezonu ilk sırada tamamlamayı başardı, Galatasaray.Ve en özel başarılarından birini elde etmiş oldu.

Nur Danişment’in öne çıkarmak istediği bir diğer önemli isim de Cavit Altunay. ‘’Benim gibi birçok insanı basketbola başlatmıştı. Ama nedense ön plana çıkarılmadı hiç. Arkada kaldı hep. Politik tarafı fazla olmayan, Tıp Fakültesi’nde dördüncü sınıfta okurken öğrenim hayatından vazgeçerek kendisini basketbola veren bir spor adamıydı.’’ Nur Danişment,haklıydı.Hakikaten Türk Basketbolu için önemli bir isimdi, Cavit Altunay.Her ne kadar,para kazanmak için basketbolu takip ettiğini söylese de.Büyük oyuncuların ‘’büyük’’ olmalarını sağlayan önemli spor adamlarının başında geliyordu. Hüseyin Alp, Nedret Uyguç, Zeki Tosun gibi basketbolcuların hayatlarında yer edinmişti.

Sözlerine devam ediyor, Nur Danişment. ‘’1963-64 sezonu şampiyonluğu da enteresan. Kulübün o yıllarda basketbola ayırdığı bütçe çok mütevazı tabii. Son derece kısıtlı imkânlarla oynuyorduk. Yedek oyuncumuz dahi yoktu yanılmıyorsam. Tüm bir sezonu yalnızca yedi oyuncuyla götürmeye çalışmıştık. Çok ilginç. Biz mesela o yıllarda bir köftecide karnımızı doyurup, üçüncü sınıf otellerde kaldıktan sonra çıkardık sahaya. Fenerbahçe’yle çekişmiş ve şampiyon olmuştuk.’’

1963-64 sezonu,efsanevi bir şekilde sona ermişti.Türkiye Şampiyonası,14 Nisan-3 Mayıs tarihleri arasında altı takımın katılımı ile çift devre olarak Ankara Yaşar Doğu Spor Salonu ve İstanbul Spor Sergi Sarayı’nda oynanıyordu.Ankara’daki ilk maçında Altınordu’ya 70-63 mağlup olmuştu,Galatasaray.Ama durumu daha sonra toparlayacaktı.Suspor (61-56), İTÜ (63-48) ve Kolej (61-55) karşısında alınan galibiyetlerin ardından Fenerbahçe’yi de 61-57 ile geçen sarı-kırmızılılar,devreyi lider kapatarak dönüyorlardı İstanbul’a. Spor Sergi Sarayı’ndaki maçlarda da rutin işledi. Altınordu, Suspor, İTÜ ve Kolej maçları kolayca kazanıldı.3 Mayıs 1964 günü Galatasaray, Fenerbahçe karşısına şampiyonluk için çıkacaktı.Fenerbahçe’nin 2, Galatasaray’ın 1 mağlubiyeti vardı.Kazanan Fenerbahçe, şampiyon ise Galatasaray oldu. 79-76’lık galibiyet, sarı-lacivertli takıma yetmemişti.

Yıl 1964 ve Spor Sergi Sarayı’nda 4000 Kişi
Galatasaray’ın Mayıs ayı başında kazandığı bu şampiyonluk,aslında bir bakıma İstanbul Ligi’ndeki yenilginin de rövanşı olmuştu.Daha öncesi vardı hatta.Galatasaray ve Deniz Harp Okulu arasındaki müsabakada olaylar çıktı.Bazı oyuncular tribünlere atlayarak seyircilerle münakaşaya girdi.Sıkıyönetim Komutanlığı’nın maçları bir hafta ertelemesinin ardından 4 Ocak 1964 günü Fenerbahçe ve Galatasaray birbirlerine rakip oldu. Galatasaray,rakibine 74-59 yenildi. Fenerbahçe, namağlup lider olarak yoluna devam etti.

Ali Uras, bu maçtan üç hafta sonra Galatasaray Basketbol Şube Kaptanlığı’ndan ayrılacaktı.İstanbul Ligi’nin devre arasında iki ezelî rakip,bu defa Teşvik Turnuvası’nda karşılaştı.Galatasaray,69-66 kazanarak Kupa’nın sahibi oldu.Bu maçta da tribünlerde bazı olayların yaşandığı biliniyor.1960’ların basketbol günleri,her şeye rağmen başka ama. Bunun farkına varabileceğimiz çok sayıda örnek var.İstanbul Ligi’nin son hafta karşılaşması mesela.Galatasaray, Fenerbahçe’yi 69-65 mağlup etmişti.Bu skor, sarı-kırmızılı takımın şampiyon olması için yeterli değildi;çünkü ilk yarıdaki maçı Fenerbahçe,15 sayı farkla kazanmayı başarmıştı.15 Mart 1964 günü gerçekleşen bu karşılaşmanın da kendi içerisinde farklı öyküleri vardı.Tam 4.000 kişi takip etmişti o gün,Türk Sporu’nun iki dev kulübü arasındaki mücadeleyi.

Peki, şimdilerde zaman zaman 150-200 kişinin önünde oynayan büyük takımlarımızın taraftarları hangi psikoloji ile geliyordu Spor Sergi Sarayı’na? Neydi o günlerde basketbol maçına gitmeyi çekici kılan? Nur Danişment, anlatmaya devam ediyor.

‘’Eskiden… Spor Sergi Sarayı’nda basketbol maçı izlemek, ayrı bir olaydı. Operaya gitmek, baleye gitmek gibi. Ben de Genç Takım’da oynamaya çalışırken, Cumartesi sabah 2’de salona girip, gece 11’de salondan çıkardım. Arka arkaya beş maç izlerdim. Hepsi I. Küme maçları olurdu. Oturur, seyrederdim. Çok keyifliydi. O zamanlar, güzel hanımefendiler ve yakışıklı beyefendiler buluşur, maça giderlerdi. Kötü sözler de olmazdı tabii tribünlerde. İşte, en fazla bizim Ali Kazaz Abimize yapılan, ‘Aramızda kaz var!’ sataşmasını görebilirdiniz. En fena sözdü o zamanlar, bu. Daha sonra gidişat değişti ama. Yeni takımlar, seyirciler girdi Spor Sergi Sarayı’na. Görüntü farklılaştı. Yine de bu denli büyük olaylar olmazdı.’’ diyor Galatasaray’ın efsanevi oyuncusu.

Ve tabii amatör ruh… ‘’Biz A Takım’a geçtiğimiz vakit, tamamen yerli lastik ayakkabılarla mücadele ediyorduk. Genç Takım’da, A Takım’ın eski ve yamanmış eşofmanları ile antrenman yapardık. O zaman çok daha kısıtlı imkânlarla, çok daha hakiki spor rekabeti olurdu. Çekici olan buydu belki de. Şimdi, her şey farklı. İşin maddî tarafı ile ilgili olarak, birçok olay yaşadık tabii. Malzeme eksikliği, antrenman sahası yokluğu eşliğinde bu sporu yaptık. Hasnun Galip Sokak’taki kulüp binasının üst katında yer alan spor salonu, haftanın en az üç veya dört günü muhakkak uğradığımız, ter döktüğümüz ve adeta ibadetimizi gerçekleştirdiğimiz yerdi. Nadiren Spor Sergi Sarayı’nda antrenman yaptığımız olurdu. Tamamen saf duygularla yapılan bu sporu izlemek için de insanlar salona geliyordu.’’

1965-66, 1968-69: Şampiyon Galatasaray
Türkiye Şampiyonası,1965-66 sezonu sonunda eşi görülmemiş bir finale sahne oldu. Beş takım mücadele ediyordu. Galatasaray’ın yanı sıra İTÜ,Kolej,Fenerbahçe ve Altınordu da yarışın içerisindeydi.Altınordu,tüm maçlarını kaybederek son sırada kaldı.Galatasaray,29 Mart-2 Nisan arasında İstanbul Spor Sergi Sarayı’nda gerçekleşen sezonun ilk yarısındaki karşılaşmalardan iki yenilgiyle ayrılmıştı (Fenerbahçe 70-71, İTÜ 55-59).

Ancak Ankara Selim Sırrı Tarcan Spor Salonu’nda arka arkaya maçlar kazanılacaktı.Ne var ki;diğer rakipler de galibiyetler almaya devam ediyordu.18 Nisan 1964 günü Kolej,Galatasaray’ı 72-65 yendiğinde;dört takım (Galatasaray,İTÜ,Kolej ve Fenerbahçe) aynı puana geldi.İTÜ’nün şampiyon olması için Fenerbahçe’yi mağlup etmesi gerekiyordu.Galatasaray,İTÜ karşısındaki ikili averajda da rakibinin gerisindeydi.Ama Fenerbahçe’nin İTÜ’yü 72-69 yenmesinin ardından şampiyonluk,Galatasaray’ın oldu.Dört takımın averaj hesabı şu şekilde oluştu: Galatasaray +32,İTÜ +2,Kolej -7,Fenerbahçe -27.Galatasaray,yabancı bir antrenörle (Albert Cane) ulaşmıştı o sezon şampiyonluğa.

Türkiye Deplasmanlı Basketbol Ligi’ne geçiş yılıydı.Ve Galatasaray,Türk Basketbolu’nda bir dönemin son şampiyonu olmuştu.1968-69 sezonunda aynı başarı tekrar edildi.Ligin ilk yarısını yalnızca tek mağlubiyetle geçen Galatasaray,ikinci devrenin ilk maçında Altınordu’yu 90-75 mağlup ettikten sonra arka arkaya İTÜ (76-84) ve Modaspor (69-70) yenilgileri ile yüzleşmek durumunda kalmıştı.Ama altından kalkacaktı.Kolej,10 maçlık bir galibiyet serisi elde etmişti.İTÜ ise,ikinci yarıda yalnızca Beşiktaş mağlubiyeti ve Muhafızgücü ile berabere kalmasına rağmen Galatasaray’a cevap veremeyecekti.78 puanla şampiyon oluyordu, Petar Simenov’un antrenörlüğündeki Galatasaray.

O sezonun ilgi çekici eşleşmelerinden biri, 22 Mart 1969 günü oynandı.Galatasaray,Fenerbahçe’yi 104-79 mağlup etti.Son olarak,o maçta ezeli rakibin potasına 20 sayı gönderen Nur Danişment’in 1960’lardaki takımı tanımlamasına kulak verelim. ‘’Tamamen Galatasaray aşkı ve amatör ruh vardı. Birbirine kenetlenmiş, Galatasaray’ın başarısı için yaşayan, takımı daha iyi yerlere getirmek için çabalayan insanlardık. Maddî olarak da herhangi bir beklentimiz olmazdı. Tabii konuşulurdu ufak paralar. Ama işte cep harçlığı gibi, sembolik olurdu daha çok. Hiçbir zaman para için oynanmazdı.’’

Ve rekabet hakkında… ‘’Benim bugün en yakın arkadaşlarımdan sıralama yapsak, ilk üç sırada o dönem Fenerbahçe forması giyen oyuncular vardır. Engin Muratoğlu mesela. Bizim arkadaşlığımız o kadar yakındı ki… Yine Güner Yalçıner olsun, Mehmet Baturalp olsun, rastlaştığımız anda birbirlerimize sarılır, sarmaşdolaş oluruz. Ama yine rekabet devam ederdi söz konusu yıllarda da. Stres dolu maçlar yapardık. Zaten amatör ruhun içerisinde de hırs olması lazım. Yoksa pamuk ipliği gibi koparsın. Tabii dostluk, her zaman dostluktu. Yıllarca devam eden sıkı dostluklar edindik o dönemki rekabetten.’’

1968-69 sezonunu zirvede tamamlayan Galatasaray,1980’li yıllara kadar Türkiye Deplasmanlı Basketbol Ligi’nde şampiyonluk yaşayamadı.Sonrasında arka arkaya geldi zaferler.1984-85, 1985-86 ve 1989-90… Yenilmez Armada’nın Yeniden Doğuşu’ydu adeta. Ve hepsinin içerisinde ayrı öyküler vardı. Dinlemesi çok keyifli olan…

Yenilmez Armada 3 Yenilmez Armada TarihiGalatasaray’ın 1969 yılndaki şampiyonluğunun ardından İstanbul Teknik Üniversitesi, dört sezon boyunca zirvede yer almayı başardı. İTÜ, o dönemin en güçlü takımıydı. Rakibinin büyük üstünlüğüne 1969-70 Türkiye Kupası sezonunda cevap verebilen Galatasaray, Final karşılaşmasında sahadan 86-83’lük galibiyetle ayrılarak şampiyon olmuştu.

Galatasaray’ın 1969 yılındaki şampiyonluğunun ardından İstanbul Teknik Üniversitesi,dört sezon boyunca zirvede yer almayı başardı. İTÜ, o dönemin en güçlü takımıydı. Rakibinin büyük üstünlüğüne 1969-70 Türkiye Kupası sezonunda cevap verebilen Galatasaray,Final karşılaşmasında sahadan 86-83’lük galibiyetle ayrılarak şampiyon olmuştu. Ve bu, Galatasaray Basketbolu adına 70’li yıllardaki en büyük başarıydı.

İTÜ’nün dört senelik serisi, 1973-74 sezonunda Muhafızgücü’nün şampiyonluğuyla sona erdi. Milli Takım’ın önemli oyuncuları arasında bulunan İTÜ’den Kemal Erdenay, Reşat Güney ve Osman Gündüz, Şekerspor’dan Abdullah İnce, Galatasaray’dan Yavuz Kıvaner, Fenerbahçe’den Tufan Turan, vatani görevlerini yaptıkları sene Muhafızgücü’nün kadrosuna katıldılar. Önceki yıldan Nur Germen, Serdar Özsözlü ve Mehmet Tümer’i de bünyesinde bulunduran Muhafızgücü, bir anda şampiyonluğun en büyük favorisi hâline geldi. Ve oluşan beklentileri boşa çıkarmadı. Sezonun ilk maçında Şekerspor’a kaybettikten sonra oynadığı 20 maçı da kazanarak zafere ulaşmayı başardı, Muhafızgücü.

1974-75 sezonunda Muhafızgücü’nün önemli oyuncuları, terhis olmaya başlayınca takımın seri mağlubiyetler alması kaçınılmaz bir sondu. Sezon öncesindeki turnuvalarda ciddi başarılar elde eden Beşiktaş ise, zirvede Galatasaray ile yalnız kalıyordu. Galatasaray, ikinci yarının ilk gününde liderliğe yükselmişti. Ama devam eden süreçte Beşiktaş’ın atağını karşılaması pek kolay değildi. Yine de bir şansı vardı Galatasaray’ın. Mart ayının ilk gününde Beşiktaş ile Galatasaray, Spor Sergi Sarayı’nda birbirlerinin rakibi oldular. 22 maç üzerinden oynanan sezonda Beşiktaş, sondan ikinci karşılaşmasına çıkıyordu. Geri kalan bölümde 16 galibiyet, 2 beraberlik ve 2 mağlubiyet almıştı. Galibiyete üç, beraberliğe iki ve mağlubiyete bir puan veriliyordu.

Beşiktaş, 54 puana sahipti maç öncesinde. Galatasaray, 18 maçta 14 galibiyet ve 1 beraberlikle 47 puan toplamıştı. Galatasaray’ın şampiyonluk iddiasını devam ettirebilmesi adına kazanması gerekiyordu. Beşiktaş ise, Galatasaray önünde alacağı galibiyetle tarihindeki ilk basketbol şampiyonluğunu yaşayacaktı. Siyah-beyazlı takım, hata yapmadı. 87-74 ile kazandı. Ve bu başarıyı taraftarlarıyla doyasıya kutladı.

1974-75 sezonundaki Beşiktaş şampiyonluğunun ardından Türkiye Basketbolu’nda yeni bir dönem açılacaktı. Belki kimse durumun farkında değildi o sıralar. Ancak 1975-76 sezonunda Eczacıbaşı’ndan dev bir hamle gelecekti. Fenerbahçe’den Mehmet Döğüşken, Muhafızgücü’nden Nuri Tan ve İTÜ’den Reşat Güney’i kadrosuna katan Eczacıbaşı, en büyük kozunu sona saklamıştı.

Basketbola 16 yaşında Galatasaray alt yapısında başlayan Efe Aydan, kendisinin bu spordaki kariyerini etkileyen isimlerin başında bulunan o dönemin Karşıyaka ve Genç Milli Takım antrenörü Aydan Siyavuş ile beraber Eczacıbaşı’na geçiyordu. Yıldızlar topluluğu oluşmuştu adeta. Beşiktaş, iki sezon boyunca Eczacıbaşı’nın karşısına çıksa da şampiyonluk hep diğer tarafta kaldı. Üçüncü sezonda ise Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş, orta sıralarda yer aldı. Müessese takımları, arayı açmaya başlamıştı. Aydan Siyavuş’lu yedi sene boyunca altı şampiyonluk kazanan Eczacıbaşı’nın serisini bozabilen tek takım, 1978-79 sezonundaki performansıyla Efes Pilsen olmuştu.

1981-82 Sezonu: Galatasaray Basketbolu Adına Bir Devrimin Altyapısı
Eczacıbaşı, Aydan Siyavuş ile son şampiyonluğunu 1981-82 sezonunda yaşadı. O sezon, Galatasaray Basketbolu adına önemli gelişmelerin görüldüğü bir sezondu.

Taçspor’dan Remzi Dilli, kadroya dâhil edilirken; Beşiktaş’tan da Mehmet Baç alınmıştı. Daha sonra şampiyon takımın önemli isimleri arasına girecek bu iki oyuncunun yer aldığı Galatasaray, her şeye rağmen sezon öncesinde iddialı bir takım görüntüsü vermiyordu. 1973 senesinde henüz 17 yaşında iken Galatasaray A Takımı’nda oynamaya başlayan ve bir dönem Galatasaray Cafe Crown takımının baş antrenörlüğünü yapan Cem Akdağ, o günleri şu sözlerle anlatıyor: ‘’Müessese takımlarının üstünlükleri, iyiden iyiye hissedilmeye başlanmıştı. Müessese takımlarının ardından atağa geçen ilk kulüp ise, Galatasaray oldu. Bizler genç oyuncular olarak takımdaydık. Hüseyin Şiriner, Remzi Dilli ve Mehmet Altıoklar, takımımızın önemli oyuncularındandı. Antrenörümüz ise, aynı zamanda benim bir dönem takım arkadaşım olan Koray Mincinozlu’ydu.’’

Türk Basketbolu özelinde bakarsak da, ilgi çekici bir sezondu aslında. Yabancı oyuncu konusunda bazı enteresan görüntüler ortaya çıkıyordu. Sezon başında Federasyon, yabancı oyuncuların transfer edilmesini yasaklamıştı. Ancak Avrupa Kupaları’nda mücadele eden takımların yoğun baskıları, Federasyon’u bambaşka bir kural oluşturmaya zorlamıştı. Eylül ayında açıklanan karara göre; Türkiye’deki üniversitelerde öğretmen, öğrenci veya Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmuş ya da olacak yabancı basketbolculara lisans verilecekti. Daha önce Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaya hak kazanmış iki sporcu vardı Basketbol Ligi’nde: Eczacıbaşı’ndan Ronald Haigler ve Beşiktaş’tan Benjamin McGilmer. Efes Pilsen ise, kendi yabancılarını oynatabilmek adına farklı bir yol deniyordu. 23 Eylül günü Billy Lewis (Şeytan Billy) ve Delbert Yarbrough, Robert Kolej’e kaydolduktan sonra birkaç derse girerek lisans almayı başarmışlardı.

Sezonun ilk bölümünde diğer takımlar da benzer yöntemlerle birkaç ABD’li oyuncuyu kadrolarına katıyorlardı. Bir önceki sezon değişen lig formatı, yeni sezonda da geçerlilik kazanmıştı. Ekim 1981’de 18 takım, üç ayrı gruba dağıldı. Ve büyük bir karışıklık içerisinde lig başladı. Galatasaray; Efes Pilsen, İstanbul Bankası Yenişehir, Şekerspor, Ziraat Fakültesi ve Antbirlik’in olduğu Kırmızı Grup’ta yer alıyordu. Gruplarında ilk iki sırayı alacak takımlar, Final Grubu’na yükseleceklerdi. Galatasaray adına grup maçları, pek de arzu edilen neticelerle başlamamıştı. Efes Pilsen ve İstanbul Bankası Yenişehir önünde yenik bitirilen iki karşılaşma, Galatasaray’ın işini zora sokuyordu. Ancak seri galibiyetler, durumu düzeltebilirdi Galatasaray adına. Çıkış noktası da bu oldu zaten. Antbirlik (74-62), Şekerspor (86-85), Ziraat Fakültesi (101-85), Efes Pilsen (82-69) ve yine Antbirlik (96-73) karşısında arka arkaya beş maç kazanan Galatasaray, 22 Kasım günü İstanbul Bankası Yenişehir ile adeta bir final karşılaşmasına çıkıyordu.

Unutulmaz bir eşleşme yaşanacaktı iki takım arasında. O gün o sahadaki isimlerden biri olan Cem Akdağ’a kulak verelim: ‘’O zamanlar, genç bir takımla Playoff oynama başarısını gösterdik. İstanbul Bankası Yenişehir’i çok zorlu bir mücadelenin ardından 100-98 yenmiştik. Federasyon Başkanımız Turgay Demirel, o yıllarda İstanbul Bankası Yenişehir’de oynuyordu. ABD’li bir oyuncuları vardı (Leroy Mitchell). University of Evansville’dendi. Ve Emir Turam’ın takım arkadaşıydı yanılmıyorsam. Bize karşı 40 sayı atmıştı. Ama biz onları seyircimizin harika desteğiyle yenmeyi başardık. ABD’li bir oyuncuya sahip olmadan bir müessese takımını mağlup etmek hiç de kolay değildi.’’

Paul Dawkins: Bir ABD’li, Bir NBA Oyuncusu ve Bir Rüya
1981-82 sezonunun başındaki yabancı akımının ardından Galatasaray da kadrosuna bir ABD’li dâhil etti. Hem de NBA’den, Utah Jazz’den. O yıllar için akılalmaz bir gelişmeydi. NBA’den bir oyuncu Türkiye’ye geliyordu. Ve Eczacıbaşı ya da Efes Pilsen gibi büyük bütçeli dev müessese kulüplerine değil, alt yapısından çıkardığı genç oyuncularla ligde var olabilmeye çalışan Galatasaray gibi bir kulüp takımına. Son derece heyecan vericiydi.

Paul Dawkins, Northern Illinois’da yerel bir kahramandı. Saginaw High School’dan double-double ortalamaları ile mezun olmuş ve o bölgenin en iyi şutörlerinden biri olarak 1975 senesinde Northern Illinois’a geçmişti. NCAA’deki dört senelik performansıyla adının daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlayan Paul Dawkins, üniversite kariyeri boyunca Northern Illinios’da yedi ayrı kategorinin lideri olmayı başaracaktı. Dördüncü senesinde maç başına 26,7 sayı ortalaması yakalamıştı. Sekiz defa 30 sayı barajını aştığı sezonda 28 Şubat 1979 günü oynanan ve uzatma devresi sonucunda takımının 102-100 kazandığı maçı 47 sayı ile noktalayarak 1967-68 sezonundan o yana bu seviyeye ulaşan ilk Northern Illinois oyuncusu oluyordu. Bir sezonda en çok sayı (695), toplam sayı (1749), bir sezonda en çok saha içi isabet sayısı (291) ve toplam saha içi isabet sayısı (751),Paul Dawkins’in kırdığı diğer Northern Illinois rekorlarıydı. 1979 yılında ise Utah Jazz için oynamaya başlayacaktı.

Jazz organizasyonunun Utah’taki ilk senesinde Pete Maravich, Adrian Dantley ve Bernard King gibi yıldızlarla dolu kadroda 57 maça çıkma başarı gösteren Paul Dawkins, Portland Trail Blazers karşısında bir devrede 30 sayı atarak o dönem için Utah Jazz rekorunu kırmayı başarmıştı. NCAA kariyeri sonrasında, Huskies taraftarları tarafından kendisine ‘’Doctor D’’ unvanı verilen Paul Dawkins’in transferi, tüm bu nedenlerden dolayı çok önemliydi.

Peki, süreç nasıl gerçekleşmişti? ABD’li yıldızın Türkiye’deki en yakın arkadaşlarından biri olan Cem Akdağ anlatıyor: ‘Cemal Burnaz ve Nur Gencer, bize bir ABD’li getireceklerine dair söz vermişlerdi. İşte o dönemde; Paul Dawkins, Fransa’nın Nice takımına gelmişti. Fransa’da ücretini alamadığı için ülkesine dönmek üzereydi ki, biz ona talip olduk. Ve havaalanında onu karşılamaya gittik. Geldi kendisi, Cemal Burnaz’ın olduğu bir antrenmana katıldı. O zamanlar tabii paramız da çok az. Biz de nasıl bir oyuncu olduğunu merak ediyoruz. Ben çok yakından takip ediyordum ABD’deki basketbolu. Yine o dönemde Efes Pilsen için oynayan Billy Glenn Lewis ile aynı eyalette, Illinois’da, müthiş mücadele veriyorlardı. Nikos Gallis, o yılların önemli NCAA yıldızlarındandı. Seton Hall’daydı o da. Hatırladığım kadarıyla Lewis’in -Türkiye’ye daha önce geldiğinden- şöhreti vardı. Ama insanlar, Paul Dawkins’i pek tanımıyorlardı tabii. Billy Lewis’in NBA tecrübesi yoktu diye hatırlıyorum. Onun aksine Paul Dawkins’in Utah Jazz’de oynadığını biliyordum.’’

Yeşilköy Havalimanı: Paul Dawkins ve Cem Akdağ
Cem Akdağ, o günlerde ABD Basketbolu’na duyduğu ilgiden dolayı büyük bir heyecan yaşadığını ve Paul Dawkins’i karşılamaya gittiğini söylüyor. Öyle ki; menajer ile birlikte Yeşilköy Havalimanı’na giden Cem Akdağ, iyi İngilizce bildiği için kısa süre içerisinde Paul Dawkins’in tercümanlığını da yapmaya başlıyordu.

‘’Tercümanlık derken, o zamanlar kulüpte İngilizce bilen fazla oyuncu olmadığı için böyle bir şey gerçekleşmişti. Çok meraklıydım ABD Basketbolu’na. Hatta 1970’lerde bir antrenör, herhangi bir ABD’li getirmek istediği anda beni arardı. Çünkü elimde hâlâ hazır duran büyük bir arşivim vardı. Tabii şimdi internet çıktı. Bunların çok fazla bir esprisi kalmadı. Ama o zamanlar ABD’deki basketbolcuların rakamlarını çıkarır, onların istatistiklerini hazırlardım. Merakım vardı yani. Takımımıza bir ABD’li oyuncu geldiği için şevkle karşılamaya gittik. Çok cana yakın bir insandı. Uzun uzun keyifli bir sohbet ettik…’’

‘’…Salona gittik. Salona geldiğimizde o zamanki idarecimiz Cemal Burnaz, ‘Söyler misin, içine basabiliyor mu, smaç yapabiliyor mu?’ dedi bana.Paul Dawkins, çok uzun boylu ve geniş bir oyuncu değildi esasında. Boyu 1.95 metre civarındaydı. Ve o zamanlar Türkiye’de smaç yapabilen çok fazla oyuncu da yoktu. Oyun kurucuların hiçbiri içine basamazdı.Paul Dawkins, forvet pozisyonundaydı –ki bizim forvetlerimiz, zar zor smaç yapabiliyordu. Tabii ben de biraz mahçup şekilde sordum. Daha önce açıkçası ne kadar zıpladığını görmemiştim. ‘Basabiliyor musun içine?’ dedim, ‘Yok, ben içine basamam’ dedi. Öyle kaldı hadise. Sonra bir baktık, öyle bir zıplıyor ki, neredeyse dirsekleri çemberin içine giriyor. Cemal Abi de mahçup oldu, tabii hepimiz mahçup olduk.’’

Galatasaray Cafe Crown’un başarılı antrenörü,Paul Dawkins’in kendisi ile paylaştığı bir anısını da hatırlıyor: ‘’Bana bir anısını anlatmıştı da, çok gülmüştük. ‘NBA’deki ilk yılımda beni bir anda oyuna soktular. O anda periyodun bitmesine üç saniye kaldığını sandığım için orta sahadan topu attım. Ama bitime, bir dakika ve üç saniye varmış. Rezil oldum. Herkes bana bakarak gülmeye başladı’ demişti. O anısını anlattığında gerçekten çok gülmüştük. Bazen böyle anlar oluyor. Ve her defasında Paul Dawkins’in bu anısını hatırlıyorum.‘’

1982 Playoff: Paul Dawkins ve Galatasaray’ın Ayak Sesleri
İstanbul Bankası Yenişehir karşısında alınan galibiyetin ardından playoff yapmaya hak kazanan Galatasaray’da Paul Dawkins, ilk maçına 20 Aralık 1981 günü oynanan Ziraat Fakültesi önünde çıktı. Ve Galatasaray taraftarlarını rakip potaya gönderdiği 18 sayı ile selamladı. Bir gün sonra Şekerspor’a kaybedilen maçta da 31 sayı üretti. Antalya’daki playoff maçları ile de takıma iyiden iyiye ısınmaya başladı. Utah Jazz’deki ikinci sezonunun başında dizinden sakatlanan Paul Dawkins, Galatasaray’da hayata dönüyordu.

‘’Antalya’da yapılan Playoff maçlarına gittik. Orada hakikaten çok iyi mücadele gösterdik. Ve ilk beş arasında yer almayı başardık. Paul Dawkins de muazzam oynadı. Hatta birkaç maçta 40 sayının üzerine çıktı –ki üçlük yoktu o zamanlar. 93-92 kazanılan Karşıyaka maçında bir son saniye basketi vardır. İnanılmaz! Karşıyaka antrenörünün kucağına düşmüştü. Fade-away jump-shot, imza hareketiydi o zamanlar. Yine bahsettiğim pozisyonda bu stili denedi ve başarılı oldu. Orada yakaladığımız derece, bizim için oldukça önemliydi.’’

1982-83 senesinde Paul Dawkins’in tavsiyesiyle Galatasaray’a bir ABD’li daha geliyordu. ‘’Bir süre daha Paul Dawkins ile beraber oynamaya devam ettik. Sonra bir arkadaşını getirdi, Ray Rhone diye.Ray Rhone, o kadar iyi bir oyuncu değildi. Ama bir ABD’liydi. Galatasaray için uygun maliyetli bir ABD’liydi. Fena olmayan bir sene geçirdik. Ancak önceki sezona göre çok da iyi sayılmazdık. 1980’li yıllarda biraz daha ilerledikçe, Paul Dawkins’in ne kadar büyük bir oyuncu olduğu anlaşılınca ve Yalçın Granit’in bu işlere soyunma başlamasıyla iyi transferler yapıldı.’’ Ama maalesef Cem Akdağ, oyuncu olarak o günleri göremeyecekti. 1982 senesinde henüz 26 yaşında iken, Nihat İziç’in ayağına basarak sakatlanan Cem Akdağ, basketbolu bırakmak durumunda kalıyordu.

1984-85 Sezonu: Bir Kulüp Takımı Olarak Galatasaray
1974-75 sezonundaki Beşiktaş şampiyonluğunu takip eden dokuz senede Eczacıbaşı altı, Efes Pilsen ise üç defa mutlu sona ulaşmıştı. Müessese takımları arayı fena hâlde açmış gözüküyorlardı. Ta ki 1984-85 sezonundaki GalatasarayFenerbahçe arasında oynanan final maçına kadar.

Paul Dawkins, Galatasaray’daki dördüncü sezonunda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmuştu. Galatasaray, elemeli Playoff sisteminin uygulanacağı iki sezona 110-55’lik Anadoluhisarı galibiyeti ile başlıyordu. Devam eden üç haftalık sekansta kaybedilen üç maç, büyük resimde kaçırılan bir şeyin olmadığını gösterecekti. Güney Sanayi’den alınan Michael Scearce, Galatasaray adına Paul Dawkins ile birlikte durdurulamaz bir hücumu gücü hâline geliyordu. Normal sezon sona erdiğinde Galatasaray, Fenerbahçe’nin üç puan arkasında iki basamaktaydı.

Galatasaray’ın Çeyrek Final’deki rakibi Tofaş’tı. 97-78 kazanılan ilk maçta Paul Dawkins (32 sayı) ve Micheal Scearce (22 sayı) toplamda 54 sayı ile galibiyette önemli pay sahibi olurken; ikinci maçı da 67-66 alan Galatasaray, Yarı Final’e yükseliyordu. Bu turdaki rakip, normal sezonu üçüncü sırada bitiren Çukurova’ydı. 94-80 ve 78-70 ile üst tura çıktı Galatasaray. Final’de ise karşısına Fenerbahçe’yi aldı. 29 Mart günü 89-83 kazanan Galatasaray, serinin ikinci maçını 90-83 kaybetti. Ama bu durum, çifte zaferi engelleyemedi. 2 Nisan günü 74-68 ile kazanılan Türkiye Şampiyonluğu ve hemen ardından 6 Nisan günü 85-84 sona eren Cumhurbaşkanlığı Kupası Final maçı, Galatasaray Basketbolu’nun en heyecan verici haftalarından biri olarak tarihe geçecekti.

O günleri sakatlığı nedeniyle dışarıdan izlemek zorunda kalan Cem Akdağ, 1980’lerin başındaki atağın bu şampiyonluk için bir alt yapı oluşturduğu konusunda hemfikir: ‘’Paul Dawkins’in gelmesi, başlı başına büyük bir olaydı. Zaten o şampiyon takımdan Mehmet Altıoklar, Mehmet Baç ve Remzi Dilli de başta olmak üzere birçok oyuncu, 1980’li yılların hemen başındaki takımın çıkışında yer almıştı. Sonra şampiyon takıma Turgay Demirel de eklendi. Zaten Michael Scearse’ü Ankara’dan almıştık. Ankara’da Murat Didin’in çalıştırdığı takıma gelmişti. Bunlar çok heyecan verici oyunculardı. Yalçın Granit de motivasyon konusunda önemli bir önderdir. Smaç yapabilen, skor üretebilen, basketbolu dolu dolu yaşayan ve agresif oynayan basketbolcular etrafında önemli bir sinerji yakalandı. Ama yine de bir antrenör veya isimden ziyade, hakikaten o bir camia hareketiydi…’’

‘’…Maalesef, ben bunları dışarıdan izlemek zorunda kaldım. Bire bir yaşamadım tabii. Ama onları izlerken de bir an evvel o grubun içerisine girmek istiyordum. Çok heyecanlanmıştım. Ve Galatasaray’ın şampiyonluğu, inanılmaz bir şey benim için. O zamanlar herkes, imkânsız gözüyle bakıyordu bu başarıya. Şimdi baktığınız zaman; şampiyon kadrolarımızda yer alan birçok insanın çok iyi yerlere geldiklerini, son derece başarılı olduklarını görüyorsunuz- ki bu da bir tesadüf değil. ’’

Cem Akdağ haklı. Ve aslında sakatlığı nedeniyle o kadrolarda yer alamamış olsa da, kendisi de ‘’çok iyi yerlere’’ gelen insanlardan biri. 1985 yılındaki şampiyonluk, yıllar öncesinden adeta göstere göstere gelmişti. Tıpkı 1985-86 şampiyonluğunda olduğu gibi.

Yenilmez Armada 4 Yenilmez Armada Tarihi‘’Bir salon dolusu Galatasaraylıyla beş bin kişiden kurulu bir takım hangi teraziye konulsa, o terazinin gramları beş dakika sonra tarafsız ağırlık birimleri olma özelliğini kaybeder, amigolaşıp ’Gaas saray… Gaas saray… Cim bom booomm’ diye feryat figana başlardı.’’

‘’Bu boranın adı, dün akşamki boranın adı, basketbolda şampiyon olmak, en büyük olmak idi… Sergi ve de Spor Sarayı’nda delicesine esiyordu. Değdiği her yeri ısırarak, çarptığı her surat ve vücudu zangır zangır zangırtadarak, dur durak bilmeden, engel tanımadan deliler gibi esiyordu… Basketbol topu, spor mağazalarının sattığı basketbol topu olmaktan çıkmış, bir engerek yılanı olmuştu. Bir, benim yakın olduğum potada, bir benim yakın olmadığım potada, tükenmez ıslıklar çalıp duruyordu. Bu bay basketbol topu olmayıp, bu bay yılan olan yuvarlak engerek, insafsız dişleri ile bir bu potayı bir o potayı ısırıp duruyordu… Potalar kısır değil, iletkendi. Engerek hangi potaya dişlerini geçirirse, o potaya sevdalanmış binlerce insan bir anda ölüyor, yılan dişi değmemiş potada binlerce insan yeniden doğuyordu.’’

Galatasaray, 2 Nisan 1985 günü Fenerbahçe’yi 74-68 mağlup ederek 16 yıl aradan sonra basketboldaki ilk lig şampiyonluğunu elde etmişti. Türk Basın Tarihi’nin unutulmaz isimlerinden İslam Çupi ise, bir gün sonra Milliyet gazetesinde yayımlanan ‘’Canlılar Sarayı ve Hatıralar’’ başlıklı yazısında Galatasaray ve Fenerbahçe arasındaki unutulmaz eşleşmeyi yukarıdaki sözlerle betimliyordu. Galatasaray adına, yepyeni bir dönem başlamıştı. 80’li yılların başında kurulan takım özelinde belirlenen hedefler ve seneler içerisinde iyiden iyiye olgunluk kazanan Galatasaray Basketbolu, 1984-85 sezonunda en büyük meyvesini vermişti artık.

Üstelik Galatasaray’ın kazanacağı bir kupa daha vardı. İki ezelî takım, yalnızca dört gün sonra, Cumhurbaşkanlığı Kupası’nda birbirlerine rakip oldu. Fenerbahçe, ligde kaybettiği maçın rövanşını alacağına inanıyordu. Ve bunun için gerçekçi nedenleri vardı. İlk yarıda 19 sayılık bir avantaj yakalamıştı, sarı-lacivertli takım. Ama Galatasaray, geri dönecekti. Fenerbahçe önünde elde edilen 85-84’lük galibiyet, Galatasaray’a ‘’çifte kupalı’’ bir sezon sonunu müjdeliyordu.

Evet, taze bir başlangıçtı bu.

Hedef: Üst Üste İkinci Şampiyonluk
Galatasaray’da dönemin Basketbol Şubesi Sorumlusu Yalçın Granit,‘’Şampiyonluk, kutlu olsun. Dileğim, Galatasaray’ın önümüzdeki yıllarda da aynı iyi tempoyu sürdürmesidir. Bunun da gerçekleşeceğine inanıyorum’’ demişti final karşılaşmasının ardından. Dolayısıyla 1985-86 sezonuna ‘’bir kez daha’’ parolası ile başlayacaktı, Galatasaray.

Remzi Dilli, sezon öncesi şampiyon kadrodan ayrılan tek oyuncuydu. Yeni sezonda Tofaş SAS forması giyecekti. Mehmet Ali Tlabar ise, Çukurova’dan Galatasaray’a geçiyordu. Ancak en önemli takviyeler, Çukurova tarafından yapılmıştı. 1983-84 sezonunda küme düşme potasının bir puan üstünde yer alan Çukurova, bir sezon sonra Playoff Yarı Finali’nde Şampiyon Galatasaray’ı üçüncü maça zorluyordu. 1985-86 öncesinde yine iddialılardı. Fenerbahçe’den Calvin Roberts ve Efes Pilsen’den Billy Lewis, Çukurova için oynayacaktı. Galatasaray’da Nihat Izic ise, Danıştay’a başvurduktan sonra Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçme hakkını elde etmişti. Önemli bir hamleydi.

Galatasaray’ın 1985-86 I. Basketbol Ligi’ndeki ilk karşılaşmasında TİY Erkutspor ile karşılaşması gerekiyordu. Ancak rakibi ligden çekilmişti. Bu yüzden, açılış için biraz beklemek durumunda kaldı. 13 Ekim 1985 günü, Galatasaray, Efes Pilsen önüne çıktı. Futbol takımında şampiyonluk hasreti, tavan yapmıştı. Namağlup unvanına rağmen ikinci sırada tamamlanacak sezon içerisinde, o gün, Gençlerbirliği ile oynuyordu Galatasaray. Erhan Önal’ın 87. dakikada değerlendiremediği penaltı vuruşunun ardından iki puan kaybedilmişti. Taraftar, takımı ıslıklarla protesto ediyordu. Galatasaraylılar için iyi bir gün sayılmazdı. Ama teselli, basketbol takımından gelecekti. Efes Pilsen önünde alınan 89-78’lik galibiyetle lige iyi başlıyordu, Fehmi Sadıkoğlu’nun takımı.

Sezona Yedi Maçlık Galibiyet Serisiyle Giriliyor
Basketbol Ligi’nde müessese kulüplerinin üstün olduğu yıllardı. 1984-85 sezonundaki Galatasaray şampiyonluğu, bu alanda oluşturulan dokuz senelik dominasyonu yıkmıştı. Ama yine de Efes Pilsen, Eczacıbaşı ve Çukurova gibi takımlar, oldukça kuvvetli kadrolara sahiplerdi. Efes Pilsen galibiyetinin ardından Hilalspor’u mağlup etmişti, Galatasaray. Sezonun üçüncü maçındaki rakip ise, Eczacıbaşı olacaktı.

1982 yılında Galatasaray’a gelen Paul Dawkins, ülke basketbolunun en baskın yıldızıydı o dönemlerde. Kendisini durdurmak için, rakip antrenörler tarafından, sayısız yöntem deneniyordu. Ama Paul Dawkins, bir şekilde yolunu bulup, çembere ulaşıyordu. Her türlü zorlu şart altında hem de.

Eczacıbaşı antrenörü Faruk Akagün, belli ki çok düşünmüştü bu konu hakkında. 27 Ekim 1985 günü,Paul Dawkins özelinde başka bir formül deniyordu. Plana göre, yıldız oyuncunun şutları riske edilecekti. Rakiple boğuşmayı seven ve onları fiziksel gücü ile kolayca ekarte eden ABD’li oyuncu, şaşırmıştı. İlk yarıda durumun sıkıntısını çekiyordu, ancak çok sürmezdi. İkinci yarıda çözüm yolunu buldu. Maçı 31 sayı ile tamamlayarak takımına 105-103’lük galibiyeti getirdi. Zafer koşusu, Tofaş (98-92) ve Beşiktaş (97-80) maçlarında sürdü. Yenilgisiz devam ediyordu, Galatasaray. Ta ki, Çukurova maçına kadar.

Çukurova, sezon öncesi transferleri ile iddialı duruma gelmişti. Galatasaray’ın alternatifli kadrosu, yine de rakibine göre avantajlı olduğunu gösteriyordu. Bu yüzden, karşılaşma boyunca 10 oyuncu ile mücadele eden Galatasaray karşısında yalnızca altı oyuncuya süre verebilmişti, Çukurova. Ama dört ABD’linin düellosuna sahne olan maçı kazanmayı başarıyordu. Fenerbahçe’den gelen Calvin Roberts (36 sayı, 14 ribaund) ve Efes Pilsen’den alınan Billy Lewis’in (41 sayı, 4 ribaund) üstün performansları, Galatasaray’ın yıldızları Paul Dawkins (37 sayı, 8 ribaund) ve Michaelle Scarce’ü (35 sayı, 19 ribaund) devre dışı bırakmıştı. Sezonun ilk yenilgisiydi. TİY Erkutspor maçı dâhil edildiğinde yedi maça uzayan seri, Çukurova karşısındaki 121-115’lik skorla sona eriyordu.

İlk Rakip Fenerbahçe Oluyor
Ligin ilk devresinin son haftasına kadar sırasıyla İTÜ (76-68), Yenişehir (83-69) ve Karşıyaka (93-95) ile karşılaşan Galatasaray, devreye lider girebilmek adına Fenerbahçe’yi yenmeliydi. İki takım, 15 Aralık 1985 günü için randevulaşmıştı. Ve Galatasaray, bıraktığı yerden devam ediyordu. Paul Dawkins yoktu. Ancak yerini dolduran başka arkadaşları vardı. Michaelle Scearce 32 sayı ve 18 ribaund ile öne çıkıyordu. Maç boyunca Galatasaray karşısında 11 eksik ribaund alan (29-40) Fenerbahçe, tıpkı 1985 Cumhurbaşkanlığı Kupası maçında olduğu gibi, ilk yarıdaki skor avantajını (36-28) koruyamamıştı. Galatasaray, 74-67 kazanarak ligin birinci devresini lider kapatıyordu. İkinci perde ise, hiç de arzu edilmeyen bir senaryo eşliğinde başlayacaktı.

Önce Beşiktaş (87-100), ardından Hilalspor (84-86) önünde kaybedilen maçlar sonrasında Galatasaray, geri dönüş yolunu 1986 yılının beşinci gününde Eczacıbaşı’na karşı bulabilirdi.Paul Dawkins’in 14/20 saha içi şut isabeti ile 37 sayı üreterek yaptığı ‘’beklenen’’ katkının yanına Mehmet Ali Tlabar’ın 20 sayılık ekstra desteği gelince, işler biraz daha kolaylaşmıştı. Üstelik dahası vardı. Bir hafta içerisinde zorluk derecesi yüksek ikinci maçına çıkıyordu, Galatasaray. 1985-86 sezonundaki ilk yenilgisini aldığı Çukurova karşısında! Büyük çekişme yaşandı. Mücadele, son dakikalara kadar sürdü. Bitime iki dakika kala Mehmet Ali Tlabar, Eczacıbaşı maçındaki repertuvarından eserler sunmaya devam ediyordu. Bu bölümde 3/3 iki sayı isabeti, bir üç sayılık basketin ardından takımını maça dâhil etmişti. İki saniye kala 89-87 öndeydi, Galatasaray. Mehmet Ali Tlabar, topu kenardan oyuna soktu.Paul Dawkins, topu almak üzereyken rakibine faul yaptı. Ancak Çukurovalı basketbolcular, kalan iki saniyeyi değerlendiremeyince; kazanan, yine Galatasaray oldu.

Normal sezonun son dönemecinde, 19 Şubat 1986 günü, Galatasaray’ın elinde bir fırsat vardı. Efes Pilsen’i yenerek playoff öncesinde birinci sırayı alabilirdi. Paul Dawkins, yine alışılan gelen performanslarından birini sergiliyordu. 45 dakika süren karşılaşmada neredeyse kenara dahi gelmiyordu. Ancak 44 sayı ve 14 ribaund, Galatasaray’ı galibiyete taşımak için yeterli değildi. Normal süresi 104-104 berabere neticelenen maçta Efes Pilsen, rakibini 113-112 yeniyordu. Galatasaray’ın ligdeki 20. maçıydı, 14 galibiyette kalıyordu. Efes Pilsen’in 14. galibiyetiydi. Ancak bu seviyeye 19. maçında çıkıyordu. Liderlik umudu kalmamıştı. Normal sezonun son mücadelesine Fenerbahçe önünde çıktı, Galatasaray. Ve 106-99 kazanmayı başardı. Şimdilerde, Toronto Raptors’ta Hidayet Türkoğlu’nun antrenörlüğünü yapan Kanadalı Jay Triano’nun uğruna 37 sayı ürettiği Fenerbahçe, bir kez daha kaybediyordu Galatasaray’a. Onlar için bir kötü haber daha vardı. Sezonu altıncı bitirmişlerdi ve Playoff’taki rakipleri Galatasaray olacaktı.

Yarı Finalde Çukurova Engeli Aşılıyor
Galatasaray ile Fenerbahçe, Mart ayının birinci haftasında iki defa karşılaştı. İlk maçı 75-73 kazanan Galatasaray oldu. İkinci maçta da durum değişmedi. Michaelle Scearce (35 sayı) ve Paul Dawkins (34 sayı) ikilisinin toplam 69 sayısı ile Galatasaray, ezelî rakibini 96-90 yenmeyi başardı. Seri Fenerbahçe galibiyetleri devam ediyordu. Galatasaray, Fenerbahçe karşısında tarihte ilk defa altı maç üst üste kazanmıştı.

02.04.1985 Galatasaray 74-68 Fenerbahçe
06.04.1985 Galatasaray 85-84 Fenerbahçe
15.12.1985 Galatasaray 74-67 Fenerbahçe
26.02.1986 Fenerbahçe 99-106 Galatasaray
05.03.1986 Galatasaray 75-73 Fenerbahçe
07.03.1986 Fenerbahçe 90-96 Galatasaray

Genç antrenör Çetin Yılmaz’ın çalıştırdığı Çukurova, başarılı performansını Playoff’ta da sürdürüyordu. Karşıyaka engeli zorlanmadan (114-107, 112-98) geçildi. Ve Yarı Final’de Galatasaray’ın karşısına dikildi, Çukurova. Bir kez daha, iyi başlayan taraf olmayı başardı. Maçın ilk yarısında yaratılan Çukurova etkisi, skor tabelasına 55-48 ile yansıdı. İkinci devrenin hemen başında Mehmet Altıoklar, Mehmet Şenova ve Cihat Levent’in ekstra katkıları, Galatasaray’ı oyuna soktu. İki dakika içerisinde skor, 55’te eşitlendi. Daha sonra durdurulamaz bir Galatasaray çıktı ortaya. Karşılaşma sonuna kadar farkın 20’lere yükseldiği görüldü. Toplam 79 dakika sahada kalan Paul Dawkins (40 dakika, 35 sayı, 15 ribaund, 3 blok. 10/20 iki sayı, 3/7 üç sayı) ve Micheal Scearce (39 dakika, 36 sayı, 12 ribaund, 12/24 iki sayı) ikilisi, Galatasaray için bir kez daha skor yükünü çekiyordu.

Serideki ikinci maç, Çukurova’nın ev sahipliğinde oynanacaktı. Takımın önemli kozlarından Calvin Roberts’ın bir sakatlığı vardı. Yine de Çetin Yılmaz tarafından sahaya sürülmüştü, yıldız basketbolcu. Fena da başlamıyordu. İlk on dakikalık bölüm geride kalmak üzereyken skoru 29’da eşitleyen basketi attı. Ve ardından kenara geldi. Devre sonuna kadar süre almadı. Ancak Çukurova’da Billy Lewis’in üstün performansı, Calvin Roberts’a ihtiyaç bırakmıyordu. İkinci devrenin altı dakikalık ilk bölümünde 23-7’lik seri yakalayan Çukurova, 80-58 öne geçmişti. İstanbul’daki 12 sayılık farkın üstesinden gelinebilirdi. Ve o şartın gerçekleşmesi hâlinde Galatasaray, üçüncü maçı deplasmanda oynardı. Bu bölümde, farkı sağlamlaştırmak adına,Calvin Roberts tekrar sahaya sürüldü. Olmadı.

Paul Dawkins, devreye girmeye başladı. Bitime üç dakika kala Galatasaray, rakibini 99. sayıda yakaladı. Ama yetmedi. Çukurova, maçı 109-107 kazandı.

Serinin üçüncü ve son eşleşmesi, İstanbul’da gerçekleşti. Çukurova’da Calvin Roberts, sakatlığı nedeniyle bu karşılaşmada forma giyemedi.Billy Lewis, takım arkadaşının yokluğunu 36 sayı ve 14 ribaundla doldurmak istedi. Ancak son hücumda ‘’üç saniye ihlali’’ yaparak takımının sahadan 82-81 mağlup ayrılmasının nedenlerinden biri oldu. Galatasaray’da beş oyuncu, çift hanelerde skor üretti. Ve Galatasaray, finale yükselmeyi bildi.

Finaldeki Rakip Efes Pilsen
Yarı Final’in diğer ayağında Efes Pilsen, Yenişehir’i üç maç sonunda elemeyi başarmıştı. Takımların dinlenme lüksleri bulunmuyordu. Çukurova karşısındaki psikolojik sınavı soğukkanlı bir tavırla atlatan Galatasaray, 18 Mart 1986 günü Efes Pilsen önüne çıkıyordu. Efes Pilsen’in güçlü bir kadrosu vardı. Galatasaray’ın ‘’şampiyon’’ sıfatı…

İki testiden biri kırılacaktı. ‘’Sert’’ başlayan, Galatasaray oldu. Paul Dawkins, Türkiye kariyeri için dahi ‘’sıradışı’’ bir oyun sergiliyordu. Takımı, devre sonunda 62-51’lik skoru yakalamıştı. Üstelik duracak gibi de değildi. İkinci yarının iki dakikalık bölümü dolmadan skoru 71-54’e kadar taşıdı, Galatasaray. Ancak ne olduysa, bundan sonra oldu. Arka arkaya 11 hücumdan boş dönüldü. Efes Pilsen, doğal olarak maçın içine girdi. Bu bölümde Michael Scearce’ün beşinci faulünü alması, hücumda Paul Dawkins’in yalnız kalmasına neden oldu. Oyun konsantrasyonu tamamen dağılan Galatasaray’da 49 sayı ve 13 ribaund üreten Paul Dawkins, 109-102’lik mağlubiyete engel olamadı.

Yalçın Granit, Milliyet gazetesindeki maç yazısında şu noktaların üzerinde duruyordu: ‘’İkinci yarının başında Roth’un birkaç dakikalık duraksayışı, buna karşılık Dawkins’in biraz daha oyuna ısınarak korkunç pençesini elde etmesiyle fark 17’ye yükseldi. 17 sayıdan sonra Galatasaray için bu sezon sık rastlanan bir olay tekrarlandı. Galatasaraylılar, gene dakikalar süren, hatta faul atmada sessiz geçen bir periyodu yaşadılar. Takım oyunundan tamamen uzaklaşıp, ‘Maçı nasıl olsa kazandık, biraz da kendimizi gösterelim’ fikrinin hâkim olduğu dakikalar boyunca Galatasaray, tek bir basket, hatta tek bir faul bile kazanamadı. Uzun pivotların olmayışı, beklenmedik bir pota dibi sayısı veya ribaundu kazanıp, sessiz periyottan çıkması engellendi.’’

İslam Çupi ise, biraz daha keskin anlatmıştı söylemek istediklerini: ‘’Galatasaray, dün hiçbir Galatasaraylının kaybetmeyeceğine inandığı bir maçı kaybetti. Efes Pilsen, bir basketbol salonunda yalnızdı dün. Seyircisi yoktu. İstanbul’da birahaneler adam almıyordu da, Efes Pilsen içenler Efes Pilsen’i tutmuyordu… Galatasaray takımının formalarında reklam olarak ne asılmıştı, biliyor musunuz? Efes Pilsen sade… Efes Pilsen, anlayana göre, anlamayana göre rakibinin göğsüne biranın akollüsünü asmayacak kadar centilmendi. Basketbolda ellerini muhafaza etmek, ellerini kaybetmek, bu oyunun güzelliğindeki tek anahtar.

Efes Pilsen, ilk yarı boyunca Galatasaray potasına sanki ellerini koca bir bira fıçısından çıkarmışçasına sarhoş gitti. Müdafaa ve hücum ribauntlarının çok azına sahip oldu. Basketbolda hep frenkçesi söylenen hangi çeşit şutu denedi ise, sonuç bizim hava tahmin raporları gibi bir hava ki, sormayın… Sanırsınız, Efes Pilsen her topu kazanıp, Galatasaray potasına saldırdığında, bir merdivenli itfaiye arabası gelip, çemberi söküyor.’’

Micheal Scearce ve Paul Dawkins’in şova kaçan basketbolunu ise, ‘’Türkiye’de basketbolun iki dev ordinaryüsü olan Dawkins ve Scearce, ciddi basketbolden Harlem sululuğuna dönüp, portakal ve limon atışları ile çemberi meyve hâline çevirince, Efes Pilsen, rakibine hiç düşünmediği bir zamanda sokuldukça sokuldu. Hele, Scearce 5 faul alıp çıkınca, Galatasaray’ın sahanın içinde mi olduğu, yoksa taburede mi oturduğu anlaşılan bir olay değil…’’ sözleri ile kaleme alıyordu, Çupi. Ama henüz bitmemişti. İki maç daha vardı.

1985-86 Sezonu: Şampiyon Galatasaray
Bazılarına göre, şampiyonun belirlenmesi için belki de bir maç kalmıştı. Ama Fehmi Sadıkoğlu öyle düşünmüyordu. ‘’Evet, ilk maçı Efes Pilsen kazandı ve bize oranla bir avantaj elde etti. Bugün oynanacak ikinci randevuyu mutlak lehimize kapatmak zorundayız. Bunun için tüm önlemlerimizi aldık, sanırım şampiyonluk düğümü üçüncü maçta çözülecek.’’ Galatasaray antrenörü, serinin üçüncü maça taşınmasını bekliyordu.

Efes Pilsen, galibiyet durumunda Türkiye I. Basketbol Ligi’nde şampiyonluğa ulaşacaktı. Öyle ki, bu ihtimale karşılık, Efes Pilsen’e verilecek kupa da salona getirilmişti. Ancak Spor ve Sergi Sarayı’ndaki Galatasaraylılar, buna kolayca izin verecek gibi durmuyorlardı. Takımlarına sezon boyunca her maç ortalama 65-70 sayılık katkı sağlayan Micheal Scearce ve Paul Dawkins ikilisi, toplam 33 sayıda kalmıştı. Ne var ki, bu bir sorun değildi. Zira Nihat Izic (23 sayı), Turgay Demirel (15 sayı) ve Mehmet Ali Tlabar’ın (13 sayı) ekstra katkısı, Galatasaray’ı maça ortak etmek adına yeterliydi. 90-86 kazandı, Galatasaray. Ve şampiyonluk, üçüncü maça kaldı.

Galatasaray, camia olarak kenetlenmişti. Üst üste ikinci şampiyonluk hevesi vardı. O gün (22 Mart 1986) İstanbul’da olmayan Jupp Derwall, Erhan Önal, Erdal Keser ve Hasan Vezir dışındaki tüm futbolcular, antrenör Mustafa Denizli eşliğinde tribünlerdeki yerlerini almışlardı. Kupa, aynı yerde duruyordu. Ama artık bir değil, iki aday vardı. Ve oluşan atmosfere bakıldığında, biri, diğerinden daha avantajlıydı. Galatasaray, seyircisinin muhteşem desteğiyle 79-65 kazandı. Paul Dawkins 29 Sayı, Michaelle Scearce 20 sayı üretti. Kişilerin pek de önemi yoktu. 41-32 önde geçilen devrenin ardından, bitime dört dakika kala skor 61’de eşitlenmişti. Efes Pilsen, geri dönüşünü tamamlamak üzereydi. Olmadı. Nedeni aslında çok basitti. Kalan sürede rakibine 18-4’lük üstünlük sağladı, Galatasaray. Ve üst üste ikinci şampiyonluğu kazanmayı başardı.

Kaybeden Efes Pilsen cephesinde sahada kalarak Galatasaray‘lı oyuncuların kutlamalarını buruk bir gülümseme ile izleyen biri vardı. 1970’li yıllarda yedi sene içerisinde altı şampiyonluk yaşadığı Eczacıbaşı’ndan geçtiği Efes Pilsen’le 1983-84 sezonunda zirveye çıkan efsanevî antrenör Aydan Siyavuş! Büyük bir spor adamıydı. Ve maçın ardından, ‘’Efes Pilsen’i ve özellikle Aydan Siyavuş’u kutlamak isterim. Bizim camia olarak gerçekleştirdiğimizi o tek başına yaptı’’ sözleriyle Galatasaray Basketbol Takımı Teknik Sorumlusu Yalçın Granit tarafından onore ediliyordu.

Cumhurbaşkanlığı Kupası Efes Pilsen’in Oluyor
1984-85 sezonunda Fenerbahçe karşısında elde edilen başarı, bir yıl sonra Efes Pilsen önünde tekrarlanabilirdi. Galatasaray, Ankara’ya 40 kişilik kafileyle gidiyordu. Kafilenin içinde eski kulüp Başkanı Ali Uras da vardı. Efes Pilsen, rövanş için sahadaydı. Maçın ikinci yarısında Galatasaray’da bir oyuncu değişikliği gerçekleşti; fakat Mehmet Şenova sahadan çıkmayı unutunca bir an Sarı-Kırmızılı ekip altı kişi ile sahada yer aldı. İki takım, son saniyeye kadar galibiyet için büyük efor sarf etti. Ancak kazanan Efes Pilsen oldu.

Karşılaşmadan 102-101 mağlup ayrılan Galatasaray’da 43 sayı ve 9 ribaund üreten Paul Dawkins, yenilginin üzüntüsünü uzun süre parkede yatarak yaşadı. Artık ‘’içimizden biri’’ olmuştu. Ve üst üste kazanılan üç kupanın sonrasında bile ‘’amatör’’ bir şekilde üzülüyordu. Üstelik NBA’den gelen bir oyuncunun Tanrı olarak algılandığı yıllar hâlâ devam ediyordu.Paul Dawkins, Galatasaray tribünleri tarafından belki de bundan dolayı çok sevilmişti. Yalnızca o değil, bir sayı ile kaçan Cumhurbaşkanlığı Kupası’nın hüznünü gözyaşları ile yaşayan Galatasaraylı oyuncular da vardı. O anda, böyle bir değerlendirme yapacak durumda olmasalar bile, onlar tarihe geçmişlerdi.

Adeta isimlerini kazımışlardı tarih yapraklarına. Şimdi, bunun farkında olmalılar.

Yenilmez Armada 5 Yenilmez Armada Tarihi

Galatasaray’ın 1960’lı yıllarda oluşturduğu dominasyon, 1985 ve 1986 senesinde kazanılan iki şampiyonluğun önünü açmıştı. 1986-87 sezonunda ‘’üçleme’’ fırsatı yakalandı, değerlendirilemedi. Ancak 1990 yılında bir başka şampiyonluk geldi. Bu, Yenilmez Armada’nın son şampiyonluğu oldu. Kalan 20 yıl ise yenisini bekleyerek geçti.

Galatasaray, 1986-87 sezonuna tarihi bir hedefle başlıyordu. 1984-85 ve 1985-86 sezonunda Türkiye I. Deplasmanlı Basketbol Ligi’ni zirvede tamamlayan Galatasaray, aynı başarıyı bir kez daha tekrarlaması durumunda bir ilki başaracaktı.

1969-70 sezonunda başlayan ve 1972-73 sezonu sonuna kadar devam eden İTÜ serisinin ardından yalnızca Eczacıbaşı, en az üç sezon arka arkaya şampiyon olmayı başarabilmişti (1975-76, 1976-77, 1977-78 ve 1979-80, 1980-81, 1981-82). Ancak Galatasaray özelinde bir ilkti bu. Üstelik Eczacıbaşı’nın ikinci üç sezonluk koşusunu takip eden iki senede şampiyon olan Efes Pilsen’in önüne geçen de yine Galatasaray olmuştu. Büyük bir hedef vardı kulübün önünde. Ve bu yüzden transferde de önemli oyuncular takıma katılacaktı.

Beşiktaş’ın Efe Aydan ve Erman Kunter’i kadrosuna katması, sezon öncesindeki en önemli hamle olarak öne çıkmıştı. Ancak Galatasaray’ın da iddiası ortadaydı. Eczacıbaşı’ndan Ömer Büyükaycan’ı bünyesine alan sarı-kırmızılı takım, asıl bombayı Çukurova’nın yıldız oyuncusu Calvin Roberts ile patlatacaktı. 1984-85 sezonunda Playoff Finali’nde Galatasaray, Fenerbahçe’yi üç maç sonunda geçerek şampiyonluğa ulaşırken; Fenerbahçe’de Calvin Roberts, karşılaşma başına 30,0 sayı ortalaması ile oynamıştı. Ne var ki; yıldız oyuncunun performansı, Fenerbahçe’ye yetmiyordu. Takip eden sezonda Çukurova Sanayi’ye transfer oldu,Calvin Roberts. Çukurova da normal sezonu Efes Pilsen’in hemen arkasında averajla ikinci sırada tamamladı.

Ve ABD’li yıldız, Çukurova formasıyla bu kez Yarı Final aşamasında çıktı Galatasaray’ın karşısına. Olağanüstü çekişmeyle geçen serinin ardından Galatasaray, üçüncü maçtaki 82-81’lik skorla üst tura yükseldi. Bu durum,Calvin Roberts özelinde her sezon tekrar ediyordu adeta. Ama söz konusu duruma son vermenin de bir yolu vardı. Calvin Roberts, 1986-87 sezonunda Galatasaray’a transfer oluyordu. Yakın dönemde Paul Dawkins ve Michaelle Scearce gibi iki büyük yıldızı izleyen taraftarlar için yepyeni bir heyecan vardı artık.Calvin Roberts, yüksek beklentilere cevap verebilirdi.

1986-87 Sezonu: Üst Üste Üçüncü Şampiyonluk İçin
Galatasaray, sezona o dönem şartları için talihli bir fikstür ile giriş yapıyordu. Son iki senenin şampiyonu, ezeli rakibi Fenerbahçe’ye belli sekansta net bir üstünlük sağlamıştı. Ve sarı-lacivertli ekip, üst üste gelen derbi mağlubiyetlerinden dolayı psikolojik olarak da rakibinin gerisine düşmeye başlamıştı. Ekim ayının beşinci gününde iki takım, sezonun ilk maçına çıktı. Şampiyon, henüz birinci devrede maça ağırlığını koymayı bildi.

Devre boyunca %69 ile iki sayılık atış kullanan Galatasaray, Fenerbahçe’ye ribaundlarda 22-13’lük üstünlük kurmayı başardı. Ancak yaptığı 13 top kaybı ile soyunma odasına 48-45 önde gidebildi. Fenerbahçe, oyunun içerisine girmek için elinden geleni yapıyordu. Derbi psikolojisini daha iyi yaşayan Galatasaray ise o dönemdeki dominasyonunu rakibine net şekilde hissettirmeyi biliyordu. Maç sonunda kazanan 91-89’luk skorla kazanan Galatasaray olmuştu. Fenerbahçeliler ise bitime 2:17 kala, Galatasaray 81-78 önde iken, hatalı çalındığını düşündükleri bir düdükten dolayı hakemi protesto ediyorlardı.

Paul Dawkins (25 sayı, 16 ribaund) ve Calvin Roberts’ın (20 sayı, 12 ribaund) üstün performanslarına Turgay Demirel’in 17 sayılık katkısı, Galatasaray’a maçı getirmişti.

Sarı-kırmızılı takım, ezeli rakibi karşısında üst üste yedinci galibiyetini alıyordu:

02.04.1986 Galatasaray 74-68 Fenerbahçe
15.12.1986 Fenerbahçe 67-74 Galatasaray
26.02.1987 Galatasaray 106-99 Fenerbahçe
05.03.1987 Galatasaray 75-73 Fenerbahçe
07.03.1987 Fenerbahçe 90-96 Galatasaray
05.10.1987 Galatasaray 91-89 Fenerbahçe

Galatasaray, arka arkaya üçüncü şampiyonluğunu kazanmayı planladığı sezona derbi galibiyeti ile başlamıştı. Devamı geldi. İkinci haftada Şekerspor maçı vardı. Galatasaray, bir süre zorlandığı maçta rakibinin ABD’li oyuncusunun yaşadığı faul problemini fırsata çevirdi. Ve 95-84 kazanmayı başardı.

Sonrasında Eczacıbaşı ve Nasaş galibiyetleri geldi. Zirveye kurulmuştu takım. Ama namağlup kalmak kolay değildi. Kasım ayının başında Efes Pilsen, Galatasaray’a sezonun ilk mağlubiyetini tattıracaktı. Maçın son 11 saniyesine 72-71 geride giren Galatasaray, Calvin Roberts ile galibiyet fırsatı kaçırınca Efes Pilsen kazanıyordu. Ancak benzer senaryo, Karşıyaka maçı özelinde Galatasaray lehine gerçekleşecekti. İzmir takımını 72-71 mağlup eden son iki sezonun şampiyonu, kısa süre sonra liderlik koltuğuna çıkmayı başarmıştı.

İşler yolunda gidiyordu. Ama ne olduysa, o maçtan sonra oldu. Galatasaray, ligin ilk yarısının sonuna kadar oynadığı tüm maçları kaybetti. Çukurova (89-95) ile başlayan seri, Beslen (72-85), Beşiktaş (64-80), Tofaş (64-70) ve İTÜ (75-84) ile devam etti. Ligde ilk devre sona ererken Galatasaray, kendisine ancak sekizinci sırada yer bulabiliyordu.

İkinci yarının ilk maçında rakip yine Fenerbahçe oldu. Tarife değişmedi. Hatta sarı-lacivertli takım, biraz daha farklı bir son yaşamak durumundaydı. Haftalarca galibiyete hasret kalan Galatasaray, Fenerbahçe’yi 105-82 yenmeyi başarıyordu. Calvin Roberts (40 sayı) ve Paul Dawkins (26 sayı), galibiyette önemli pay sahibi olmuşlardı. Ezeli rekabetteki galibiyet serisi, artık sekiz maça yükselmişti. Galatasaray’ın ligde de bir seriye ihtiyacı vardı. Şekerspor önündeki 96-62’lik galibiyet umut verdi. Ancak ufukta yepyeni bir mağlubiyet serisi görülüyordu. Eczacıbaşı (86-87), Karşıyaka (94-118), Çukurova (74-76), Beslen (74-75), Efes Pilsen (92-96) ve Beşiktaş (73-80) maçlarının yaşandığı periyotta sadece bir galibiyet alarak playoff şansını zora sokmuştu Galatasaray. Tofaş maçı kazanıldı. Ama ipler Galatasaray’ın elinde değildi. İlginç bir tablo oluşuyordu.

Ligdeki 21 karşılaşmanın ardından dokuz galibiyeti bulunan sarı-kırmızılı takım, son hafta İTÜ önüne çıkacaktı. Ve playoff aşamasında sekizinci takım olabilmek için Fenerbahçe ile çekişiyordu. Normal sezonu lider olarak tamamlamayı daha önce garantileyen Beşiktaş, Galatasaray’ın İTÜ ile oynayacağı maçtan bir gün sonra Fenerbahçe’yi ağırlayacaktı. Galatasaray, İTÜ’yü 87-86 yenmeyi başardı. Beşiktaş’ın 73-65’lik galibiyeti sonrası ise playoff yaptı. Beşiktaş, kendisine rakip olarak Galatasaray’ı seçmişti adeta.

Peki, bu durumdan memnun olacaklar mıydı? Mart ayının başındaki tabloya bakarsak, hayır. Ezeli rekabetin ilk eşleşmesinde hem taraftarlar, hem de oyuncular, büyük olayların içerisinde kaldılar. Galatasaray 90-88 kazandı. Diskalifiyeler ve sakatlıklar, her iki takımın da planlarında değişikliklere yol açmıştı. Beşiktaş, ikinci randevuda 88-61 ile net bir galibiyet aldı. Ancak serinin son maçını 88-78 kazanan Galatasaray, Beşiktaş’ı elemeyi başardı.

Beşiktaş, Fenerbahçe’yi yenerek playoff turuna katılmasını sağladığı Galatasaray’a üç maç sonunda kaybediyordu. Galatasaray ise kazanmaya devam ediyordu. Murat Didin’in çalıştırdığı Beslen önünde de 2-1 ile seriyi geçen Halil Üner’in takımı, finalde Karşıyaka’nın karşısına çıktı. Üst üste 12 maç kazanarak finale ulaşan Karşıyaka karşısında ilk maçta 90-88 ile gülen Galatasaray, rakibine önce 99-87 yenilerek saha avantajını; ardından 74-66 kaybederek şampiyonluğu kaptırdı. Karşıyaka, 20 yıl sonra şampiyonluk kupasını İstanbul dışına çıkaran takım olmayı başardı. Galatasaray ise büyük iniş ve çıkışlar yaşadığı sezon sonunda ‘’hat-trick’’ yapma fırsatına çok yaklaştı, olmadı.

1987-88 Sezonu: Yedinci Sıradan Yarı Finale
Galatasaray, son üç sezonda iki kez şampiyon olmuştu. Üçüncüsüne yalnızca dokuz sayı kadar uzaktı. Fenerbahçe ise hâlâ ilk şampiyonluğunu arıyordu. Üstelik Galatasaray önündeki kötü talih de bir yerde son bulmalıydı artık. 1987-88 sezonu öncesindeki transfer hamlesi önemliydi.

Pete Williams’ı kadrosuna katan Fenerbahçe, Beşiktaş’tan Erman Kunter ve Nasaş’tan Ferhat Oktay’ı alıyordu. Erman’ı Fenerbahçe’ye kaptıran Beşiktaş, Efe Aydan’ı da elinde tutamıyordu. Efe ile anlaşan Paşabahçe, yeni sezon için hedeflerini biraz daha yükseğe çıkarabilirdi. Ekim öncesindeki bölümde yaşananları dışarıdan izleyen Galatasaray, sezona bir öncekine benzer bir başlangıç yapmıştı. Yine ciddi gel-gitler vardı takımda. Eczacıbaşı’na kaybedilen maç, Paşabahçe karşısında telafi edilmiş olabilirdi. Ancak devre sonundaki görüntü, son üç sezonun genel algısı ile kesinlikle örtüşmüyordu. Bu bölümde rakiplerine küçük farklarla kaybeden Galatasaray (Çukurova 71-72, Efes Pilsen 68-70, Fenerbahçe 70-71, Eczacıbaşı 59-62), ikinci devre öncesinde yalnızca üç galibiyet alabilmişti.

Geri dönüş yolu kapanmıştı belki de. Görünen oydu en azından. Ama öyle olmadı. Altı maçlık sekanstan dört galibiyet çıkarıldıktan sonra sezon, üst üste beş galibiyetlik seri ile tamamlandı. Ve geri dönüş, yine bir Fenerbahçe maçı ile gerçekleşti. 15 Şubat 1988 günü uzatma sonunda Fenerbahçe’yi 69-67 yenen Galatasaray, daha sonra Hilalspor (105-42), Beşiktaş (90-68), Beslen (76-73) ve Tofaş’ı (88-75) mağlup etmeyi başardı.

Galatasaray, yine benzer bir sonla yedinci sıradan playoff yapıyordu. Ancak 1987-88, birçok açıdan önemli sezondu. 1986-87’de normal sezonu lider kapatan Beşiktaş, yalnızca üç galibiyet alarak bir alt lige düşmüştü. Hilalspor’un varlığı ise imkânsız rekorların ortaya çıkmasını sağlayacaktı. 7 Mart 1988 günü İTÜ’nün Hilalspor’u 153-70 yendiği maçta Levent Topsakal, 81 sayı attı. Kırılması çok güç bir rekordu. Ancak rekor, yalnızca beş gün sonra yenilendi. Fenerbahçe, Hilalspor’u 175-101 mağlup etti. Beşiktaş’tan sezon başında transfer edilen Erman Kunter ise 153 sayı üretti. İşte bu imkânsız bir rekordu.

Fenerbahçe, normal sezonu zirvede tamamlayı başarıyordu. Transferler işe yaramıştı. İkinci sırada ise Efes Pilsen vardı. Ve doğal olarak yedinci sıradan gelen Galatasaray ile karşılaşacaktı. Sezon içerisinde rakibine iki maçta da üstünlük kuran Efes Pilsen, Playoff Çeyrek Finali’nde de favori olan taraftı. Serinin ilk eşleşmesinde savunmalar konuştu, Galatasaray bir sayı farkla 51-50 kazandı. İkinci randevuda da durum değişmedi.

Çekişmeli geçen maçın ardından galip gelen 65-63’lük skorla Galatasaray oldu. Ve Jack Avina’nın takımı, yarı finalde Eczacıbaşı ile eşleşti. Arka arkaya iki sezon sekizinci ve yedinci olmasına rağmen beklentilerin üzerine çıkmıştı. Eczacıbaşı’nı üçüncü maça zorladı. Ancak daha ileri gidemedi. Eczacıbaşı, finalde de Çukurova’yı geçerek şampiyon oldu.

Playoff yarı finalistlerinin karşılaştığı BTGM Kupası’nda Galatasaray ve Fenerbahçe eşleşti. Mücadeleden 78-75 galip ayrılan Fenerbahçe, BTGM Kupası’nı kazanmayı başardı.

1988-89 Sezonu: Yeni Statü ve Geçiş Dönemi
Şampiyonluklarla sona eren sezonların ardından geçiş dönemini keskin yaşayan Galatasaray, 1988-89 sezonunda oldukça ortalama bir performans gösterdi. Yeni serüvendeki en ilgi çekici karşılaşma ise ilk devrenin sonunda gerçekleşti. Galatasaray, Eczacıbaşı’na iki uzatma sonunda 108-106 kaybetti. Sezon başında transfer edilen Lütfi Arıboğan’ın normal sürenin bitimine kısa bir süre kala skor 89-86 iken değerlendiremediği serbest atışın cezasını Murat Şener’in üç sayılık isabeti ile kesen Eczacıbaşı, maçı 89-89 ile uzatmaya götürdü.

Birinci uzatma bölümünde Orhun Ene’nin etkili oyunu karşısında geri düşen Galatasaray, Paul Dawkins ile hamlesini yaptı. Maç bir kez daha, bu defa 99-99’luk skorla uzatmaya gitti. Ve kontrolü eline alan son şampiyon, 108-106 kazandı.

Galatasaray adına psikolojik anlamda kritik bir mağlubiyet olmuştu. Eczacıbaşı karşısında alınabilecek bir galibiyet, ikinci sıradaki takımı yakalamak anlamına geliyordu. Ancak yenilgi sonrasındaki en şık pozisyon, beşincilikti. 11 maçtan çıkarılan 6 galibiyet vardı. İkinci devrede Büyük Salat ligden çekildi. Galatasaray, 10 karşılaşmanın 4’ünde sahadan galip ayrılabildi. Ama en iyisi son hafta maçında geldi.

Eczacıbaşı, 69-66’lık skorla bu defa kaybeden tarafta yer aldı. Ve altıncı sıradan playoff yapan sarı-kırmızılı takım, final grubuna kaldı. Yeni statüde normal sezonu ilk iki sırada tamamlayan ekipler, direkt olarak yarı finale yükseliyorlardı. Takip eden altı takım ise tek devreli lig usulüne göre tarafsız sahada karşılaşıyordu. Ancak Galatasaray, Fenerbahçe galibiyeti ile başladığı final grubu maçlarının devamında dört defa mağlup olacaktı. Final’de 1988’in tarafları karşılaştı. Kazanan değişmedi. Eczacıbaşı, üst üste ikinci şampiyonluğuna ulaştı.

1989-90 Sezonu: Şampiyon Galatasaray
Galatasaray, 1989-90 sezonunun transfer mevsiminde hareketli günler yaşamıştı. Efes Pilsen’den alınan Emir Turam, Hakan Yörükoğlu ve Yalçın Küçüközkan, daha sonra şampiyon kadronun önemli isimleri hâline geleceklerdi. Fenerbahçe’den gelen Pete Williams da sezon boyunca birçok maçta en skorer oyuncu olarak öne çıkacaktı. Ölü sezondaki dikkat çekici gelişmelerden biri, Eczacıbaşı’nda son iki senede şampiyonluk yaşayan oyuncuların başka takımlara geçmesiydi. Tamer Oyguç, Efes Pilsen’e geçiyordu. Orhun Ene, Paşabahçe için oynayacaktı. Larry Richard ve Serdar Susmuş ise Fenerbahçe’nin yolunu tutuyordu. Fenerbahçe ile Galatasaray’ın transferdeki bu hamleleri, sezon sonunda oluşacak tablo için bir mesajdı belki de.

Galatasaray, sezona Nasaş galibiyeti ile başladı. Deplasmanda 86-81 kazanılan karşılaşmada Pete Williams, 26 sayı üretmeyi başardı. İkinci maçta ise Fenerbahçe oldu, Galatasaray’ın rakibi. Son yıllarda derbi maçlarındaki sarı-kırmızı üstünlük, bu defa geçerli değildi. Fenerbahçe, 80-68 kazanırken yeni transferi Larry Richard’ın şampiyon karakterinden yararlandı. Abdi İpekçi Spor Salonu’ndaki ilk lig maçında kazanan Fenerbahçe oldu.

Antrenör Çetin Yılmaz’ın takımı, Galatasaray’a ribaundlarda büyük üstünlük kurarken;Larry Richard, 26 sayı ve 19 ribaund ile oynuyordu. Sarı-lacivertli ekip, iki başlı geçmesi muhtemel sezonda en büyük rakibini yenerek büyük bir avantaj elde etmişti aslında. Ancak takip eden sekansta Galatasaray’ın dokuz maçlık galibiyet serisi hesaplarda yoktu. İlk devrenin son maçında Paşabahçe’yi 83-71 yenen sarı-kırmızılı takım, puan sıralamasının en üst basamağında yer almayı başarıyordu.

Galatasaray, 6 Ocak 1990 günü Nasaş karşısında 82-70 kazanarak liderliğini devam ettirecekti. Galibiyet serisi, 10 maça taşınmıştı. Şampiyonluk daha net görünüyordu artık. Ancak sezonun ikinci yenilgisi yine aynı takım karşısında geliyordu. Nasaş maçının bir hafta sonrasında Fenerbahçe, Galatasaray’ı 79-71 mağlup etmeyi başardı. İlk devre sonunda liderin bir puan arkasında bulunan sarı-lacivertli takım için çok kritik bir galibiyetti bu.

Ligin kalan bölümünde iki ekip de sınırlı hatalar yaptı. Galatasaray, Fenerbahçe yenilgisinden sonra Beşiktaş’ı 90-88 mağlup ederek oyuna geri döndü. Ardından Beykoz ile karşılaştı. İlk yarısını 67-17 gibi bir skorla önde kapadığı maçı 135-50 kazandı. Galibiyet serisi Karşıyaka, Çukurova ve Eczacıbaşı maçları ile devam etti. Ligin final bölümüne doğru İTÜ ve Beslen’e karşı yapılan hatalar, Galatasaray’ın normal sezonu Fenerbahçe’nin bir puan arkasında ikinci basamakta tamamlamasına neden oldu. Bitime iki hafta kala gelen Beslen mağlubiyeti (106-114) sonrası, Fenerbahçe de liderliği ve dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı Kupası’na katılmayı garantiledi.

Fenerbahçe ve Galatasaray, normal sezon sonunda ilk iki sırayı alarak direkt olarak yarı final oynamaya hak kazandılar. Çukurova, Efes Pilsen, Beslen, Paşabahçe, İTÜ ve ikinci ligde şampiyonluğa ulaşan Tofaş ise Ankara’da final grubu maçlarına kaldı. Tek devreli lig uygulaması ile gerçekleşen organizasyonda Efes Pilsen, beş maçın dördünü kazanarak lider oldu. Ve normal sezonun ikincisi Galatasaray ile eşleşti. Fenerbahçe’nin karşısına da Paşabahçe çıktı. Ancak işler beklenildiği gibi gitmedi. Galatasaray, yarı final serisinde Efes Pilsen’i 76-71 ve 83-79’luk skorlarla geçti. Fenerbahçe ise Paşabahçe’ye iki maç sonunda (81-88, 87-90) elenerek final serisinden uzak kaldı.

Galatasaray, normal sezonda Paşabahçe ile oynadığı iki maçı da kazanmayı başarmıştı. Ligin ilk yarısında rakibine 83-71’lik üstünlük sağlayan sarı-kırmızılı takım, ikinci devrede de 86-82 ile galip ayrılmıştı sahadan. Final serisindeki ilk iki karşılaşma, İstanbul’da gerçekleşti. Birinci eşleşmede Galatasaray hata yapmadı. Ve Hakan Yörükoğlu’nun 25 sayı ile oynadığı maçı 88-81 kazandı. Ancak Paşabahçe’nin rakibine verebilecek bir cevabı vardı. İkinci maçta Martin Embry (29 sayı) ve Orhun Ene’nin (27 sayı) performansları, Galatasaray’ı 96-79’luk skorla yerle bir ediyordu. Seriye 1-1’lik eşitlik gelmişti. Ve kalan bölüm (üçüncü ve dördüncü maç), tarafsız sahalarda oynanacaktı.

İki ekibin ilk durağı Malatya oldu. Avantaj, 83-77’lik galibiyet sonrası Galatasaray’a geçti. Hakan Yörükoğlu, bu defa 28 sayı ile maça damgasını vurmuştu. Serinin dördüncü maçı Adana’da gerçekleşecekti. Bitirmek, Galatasaray’ın elindeydi. Daha fazla uzamadı. Galatasaray, 73-70 kazanarak Türkiye I. Deplasmanlı Ligi’nde dördüncü şampiyonluğuna uzandı. Kupa, Lütfi Arıboğan’ın ellerinde yükseldi. Mayıs ayının sonunda oynanan Cumhurbaşkanlığı Kupası’nda ise kazanan 95-86’lık skorla Fenerbahçe oldu.

Yenilmez Armada, 1989-90 sezonundaki son şampiyonlukla bir devri kapattı. Yenisinin açılması için 20 senedir bekleniyor. Zamanı gelecek, ‘’Yenilmez Armada II’’ çıkacak belki de. Ve yıllar sonra onların da hikâyesi yazılmaya başlanacak. O gün için beklemeye devam ediyoruz. Tarihimizi hatırlayarak elbette.

Galatasaray.org

Potanın Aslanları - Yenilmez Armada - Sarayın Sultanları - Engelsiz Aslanlar